Büromun Konumu - Office Location

5 Ekim 2012 Cuma

AKILLI TELEFONLAR




Dünya teknoloji devi şirketlerinin en çok rekabet ettiği, en büyük satış rakamlarına ulaştıkları alan Akıllı Telefonlar oldu. Özellikle gençler arasında, tam bir telefon çılgınlığı yaşanıyor. Günümüzde artık cep telefonları sadece telefonla konuşmak için değil; birden fazla amaç için ve özellikle de statü sembolü olarak kullanılıyor. Bu da satışlardaki büyük artışları açıklıyor.

Özgür internet ansiklopedisi Wikipedia' ya göre Akıllı Telefonun tanımına baktığımızda (İngilizce: Smartphone); cep telefonunun sağladığı klasik özelliklere, bilgisayar dünyasının bir ürünü olan PDA’ lerin özelliklerinin de eklenmesiyle tasarlanan gelişmiş mobil iletişim cihazıdır. Akıllı telefonlarda mobil işletim sistemleri bulunur (eskiden Symbian, günümüzde iOS, Android ve Windows Phone), bu sayede birçok farklı amaç için daha aktif bir şekilde kullanılabilir ve de neredeyse her iş için bir uygulma bulunabilir.

Donanım:

Çoğu akıllı telefonda oyun, uygulama performansını yukarıya taşıyayacak ve diğerlerinden farklı, özgün uygulamaların geliştirilmesine ön ayak olacak donanımsal özellikler bulunmaktadır. Şu ana kadar yapılmış akıllı telefonların büyük bir çoğunluğunda, resim açma veya video oynatma gibi işlerin rahat yapılabilmesi için ekran çözünürlüğü 4:3 veya 16:9 (geniş ekran) şeklindedir. Aynı zamanda, ekranda gösterilen herhangi bir öğenin çok daha parlak ve kaliteli görüntülebilmesi için çözünürlükleri hızla yükseltilmekte, SUPER AMOLED ve AMOLED gibi teknolojilere geçilmektedir.

Oyunların ve uygulamaların daha aktif çalıştırılabilmesi için çoğu akıllı telefonda ivme ölçer bulunmaktadır. Yani bu tip telefonlar elinizin konum değişikliklerini, yaptığınız hareketleri algılayabilmektedirler. Bu nedenle akıllı telefonlar, internette gezinmek veya sensör kullanarak oyun oynamak gibi birkaç avantaja sahiptirler. Aynı zamanda yeni akıllı telefonların bazılarında jiroskop yani dijital pusula da bulunur. Bu sayede ivme ölçerlerin yapamadığı şekilde, daha hassas olarak her yöne ekran dönüşü özelliğini kullanıcıya sunabilirler.

Akıllı telefonlar, normal bir cep telefonunun yapacaklarından çok daha ilerisidir. Bunların başında da kaliteli oyunlar, bilgisayardakileri aratmayacak uygulamalar gelir. Ancak bunlar için cep telefonlarının sahip olduğundan çok daha yüksek işlemci performansı gerekir.

Akıllı telefonların neredeyse hepsinde, geçtiğimiz sayıda Tablet Bilgisayarları konu aldığımız makalede ayrıntılı olarak tanıttığımız ARM tabanlı işlemciler kullanılır. Bu tür işlemcilerin kullanılmasının ana sebebi düşük güç tüketimi ve buna rağmen yüksek performans sağlamalarıdır. Aynı zamanda, yüksek oyun performansının sağlanabilmesi için gelişmiş grafik işlemciler de çoğu akıllı telefonda bulunmaktadır. Bu sayede yüksek sayıda poligon gerektiren 3 boyutlu (3D) oyunlar akıcı şekilde oynanabilir. Aynı zamanda grafik işlemciler, akıllı telefonlarda kullanılan efektler ve de 3D oyunlarda kullanılan dokularda da performansı üst düzeylere çeker.

Çoğu akıllı telefonun bağlantı özellikleri eksiksizdir. Yani, akıllı telefonlar ile kablosuz ağlara (Wi-Fi) bağlanabilir, Bluetooth ile dosya alışverişi yapabilir ve de yüksek anten performanslarıyla kaliteli sayılabilecek bir konuşma yapabilirsiniz. Bazı telefonlarda bulunan NFC (Yakın Alan İletişimi) sistemi ile bankacılık işlemleri kredi kartları yerine NFC sistemi içeren akıllı telefonlardan da yapılabilmektedir.

Yine bazı firmaların geliştirdiği bir tekonoloji de gözlüksüz üç boyutlu ekrana sahip telefonlardır. Bu telefonların hem ekran çözünürlükleri yüksektir, hem de bir tuşla herhangi bir gözlüğe veya ek aksesuara gerek kalmadan üç boyutlu bir ekrana geçilebilirdir.

Yazılım:

Akıllı telefonların, normal telefonlara kıyasla en büyük özellikleri, özel işletim sistemleridir. Günümüzde piyasaya hakim işletim sistemleri iOS, Android ve Windows Phone' dur. Eskiden çok kullanılan Symbian işletim sistemi, artık piyasadan silinmiştir. Bugün artık piyasanın hakimi Google firması tarafından Linux tabanlı olarak geliştirilen Android işletim sistemidir. Kısaca söylemek gerekirse Mobil İşletim Sistemleri, bir cep telefonunda bulunmayan esneklik, özellik ve de uygulama sayısını akıllı telefonlara verir.

Son 20 yıldır yazılımlar teknoloji piyasasında giderek daha büyük önem arz etmeye başlamışlardır. Eskiden bir ürünün maliyetinin %90' ını donanım oluştururken, günümüzde bu oran %50' lere kadar düşmüş bulunmaktadır. Bunun da en büyük nedeni yazılımların gün geçtikçe daha karmaşık ve ileri teknolojilere sahip olması ile artan önemleridir. Kısaca yazılımlar, makinelere neyi nasıl yapacaklarını söyleyen programlardır. Yazılım olmadan aldığınız teknoloji ürünleri hiçbir şekilde çalışmaz.

Akıllı Telefonlarda kullanılan işletim sistemleri yazılımları kısaca tanıyalım:

Android - Google, Open Handset Alliance ve özgür yazılım topluluğu tarafından; Linux tabanlı, mobil cihaz ve cep telefonları için geliştirilmekte olan, açık kaynak kodlu bir mobil işletim sistemidir. Dünyada, akıllı telefonlarda en fazla kullanılan mobil işletim sistemidir. Android' in akıllı telefonlar için resmi olarak sürülmüş en son sürümü 4.1 Jelly Bean sürümüdür. Aynı zamanda Android, tablet bilgisayarlar için de kullanılmaktadır.

Android yalnızca dokunmatik ekranlı telefonlar için kullanılabilir bir işletim sistemidir. Şu ana kadar Android'i en fazla kullanan ve en çok destek veren şirketler Samsung ve HTC olmuştur.

Android, uygulama mağazası olarak Google Play' i kullanır. Açık kaynaklı ve Linux tabanlı bir mobil işletim sistemidir. Android, aygıtların fonksiyonelliğini genişleten uygulamalar yazan geniş bir geliştirici grubuna sahiptir. Android için halihazırda 250,000'den fazla uygulama bulunmaktadır. Ancak, herhangi bir Android akıllı telefonun yüksek donanım performansı ve yüksek güçlü bataryalara ihtiyacı bulunmaktadır.

İOS - Eski adıyla iPhone OS, Apple'ın orijinal olarak iPhone için geliştirdiği ancak daha sonra iPod Touch ve iPad' de de kullanılan mobil işletim sistemidir. Mac OS X' den türetilmiştir. iOS içinde 4 katman bulundurmaktadır: Core OS tabakası, Core Servisleri tabakası, Medya tabakası ve Cocoa Touch tabakası. Yazılım cihazın içinde 500 MB' lık bir alan kaplamaktadır. Bu yazılım sadece Apple markalı iPhone ve iPad gibi cihazlarda çalışmaktadır. Resmi olarak duyurulmuş en son sürümü iOS 5' tir. Aynı zamanda iOS, bazı çevrelerce hafifletilmiş bir Mac OS olarak da görülmektedir.

iOS, uygulama mağazası olarak dünyada en çok uygulama bulunan AppStore' u kullanır. Kapalı kaynaklıdır, yani Apple firmasına para ödemeden istediğiniz yazılımı geliştiremez ve satışa sunamazsınız. Aynı zamanda da iPhone ve diğer Apple Mobil cihazlarla da yüksek dereceli stabilize durumundadır. Yüksek dereceli performansa ihtiyaç duyması ve de bilgisayar ile senkronize edilebilmesi için iTunes adlı yazılıma ihtiyaç duyulması, iOS'un kötü yanlarından biridir.

Windows Phone - Veya Windows Telefon, Microsoft tarafından geliştirilmiş ve Windows Mobile serilerinin devamı olan bir mobil işletim sistemidir. 2010 Şubat ayında Mobil Dünya Kongresi' nde ilk kez duyurulan sistem; Windows Mobile' daki kurumsal kullanıcı kitlesine nazaran, Windows Phone' da hedef kitlesi Microsoft tarafından sadece son kullanıcılar olarak belirlenmiştir.

En son resmi sürümü Windows Phone 8' dir. Bu sürüm aynı zamanda daha yüksek ekran çözünürlüklerini de desteklemektedir. Eski Windows Phone sürümleri en fazla 480x800 piksel desteklemekteyken, Windows Phone 8 ile 1280x7720 ve 1280x768 HD çözünürlükler de desteklenmektedir.

Windows Phone 8, ayrıca çok çekirdekli işlemcileri (Teknik olarak 64 çekirdeğe kadar destek vermektedir), NFC' yi, eski Windows Phone 7 uygulamalarını, sonradan genişletilebilir hafızayı (MicroSD) ve 64 Bit' i de desteklemektedir. Windows Phone 8 kullanıcıları cihaz çıkış tarihinden itibaren en az 18 ay kesintisiz güncelleme desteğine sahip olacaklarken, bu güncellemeler Over The Air (veya OTA) ile yapılabilecektir. Windows Phone 8 kullanıcılarına sunulacak olan bir diğer özellik ise yenilenen Başlat ekranıdır.

Symbian – Bir zamanlar dünyada 2. en fazla kullanılan mobil işletim sistemiydi. Nokia tarafından geliştirilmekteydi. En son resmi sürümü Symbian Anna' ydı. Genellikle Nokia cihazlarda bulunmaktadır. Aynı zamanda Sony Erricson ve de Samsung' un da Symbian cihazları bulunmaktadır. Ancak son zamanlarda Symbian eski popülerliğini yitirmiştir.

Symbian, her türlü şekle uygun üretilmiştir. S40 Platformu ve S60v3 platformu her türlü kızaklı ve tuşlu telefonda kullanılabilir. S60v5 platformu ise dokunmatik ekranlı telefonlar içindir. Aynı zamanda yalnızca Nokia cihazlarda bulunan Symbian^3 de dokunmatik ekranlı ve de QWERTY tuş takımlı telefonlar içindir.

Symbian, uygulama mağazası olarak Nokia Ovi Mağazayı kullanır. Dünya sıralamasında en büyük 3. uygulama mağazasıdır. Düşük derece akıllı telefonlarda bile çalışabilir. Ancak fazla düşük dereceli donanıma sahip akıllı telefonlarda kullanılması yüzünden stabilite sorunları ortaya çıkmış ve popülerliğini yitirmiştir. Bu nedenle de uygulama sayısı Android ve iOS' a kaymıştır.

Yazılımları bu şekilde kısaca tanıdıktan sonra; akıllı telefon uygulamalarının önemine de dikkat çekmek isteriz. Akıllı Telefon Uygulamaları, bu cihazlarda çalışan ve cihazların bünyesinde olmayan özel birtakım işlevleri yerine getiren programlardır.

Bankacılık işlemlerinden hava durumuna, sosyal ağ kullanımından oyuna kadar birçok farklı uygulama akıllı telefon kullanıcılarına ulaşıyor. BusinessDegree.net tarafından hazırlanan infografik ise mobilde en büyük ilgi gösterilen segmentin oyun olduğunu ortaya koyuyor. Kullanıcıların her gün kullandığı uygulamalar arasında oyunlar yüzde 64 ile ilk sırada yer alıyor. Hava durumu uygulamaları ise yüzde 60 ile ikinci sırada. Sosyal ağ yüzde 56, harita uygulamaları yüzde 51, müzik yüzde 44 tarafından kullanılırken, haber uygulamaları ise kullanıcıların yüzde 39 ile günlük olarak kullandıkları uygulamalar arasında en az rağbet edilen kategori oldu.

Günümüzde mobil pazarlamanın reklamverenler için daha önemli hale gelmesi nedeniyle mobil kullanım istatistikleri de araştırma şirketleri adına önemli bir raporlama alanına dönüşmüştür. Bu şirketlerden biri olan Nielsen son raporu ile kullanıcıların akıllı telefonlarındaki uygulamaları nasıl kullandıklarına odaklanıyor.

Araştırmaya göre, akıllı telefon kullanıcıları tarafından en çok tercih edilen beş uygulama: Facebook, YouTube, Android Market, Google Search ve Gmail. Listede geçtiğimiz yıla göre bir değişikliğin yaşanmadığını da belirtelim. Facebook ve YouTube’ un üst sıralarda yer alması pek şaşırtıcı olmasa da, diğer üç uygulamanın sürpriz yarattığını söylemek mümkün. iOS kullanıcılarının Android Market’ e erişememesi ve iOS’ teki Google Search ve Gmail uygulamalarının da pek parlak olmaması sonuçların şaşkınlık yaratmasına neden oldu.

Akıllı Telefon Uygulamaları' nın çoğu ücretsiz olduğu gibi, bazıları da ücretlidir. Günümüzde tüketiciler telefon tercihi yaparken, uygulama çeşitliliği ile ücretlerini de hesaba katmaktadırlar. Uygulama çeşitliliğinde Apple Store ön plana çıkarken, ücretsiz uygulamalarda da Android Market (artık Google Play) ön planda.

Akıllı Telefonlar; eskiden bilgisayarlar, fotoğraf makineleri, video kamera ve video oynatıcıları ile yapılan oyun oyanama, internete bağlanma, film izleme, müzik dinleme, ofis belgeleri düzenleme, görüntülü görüşme yapma, fotoğraf, film çekme ve gösterme vb birçok işlevi yerine getirebiliyorlar. Ayrıca sahip oldukları yüksek işlemci ve görüntü işlemcileri sayesinde yüksek çözünürlüklü olarak (HDMI) televizyonlara, yüksek hızlı olarak da (USB) bilgisayarlara bağlanabilmektedirler. Yüksek hafıza kartları sayesinde taşınabilir bellek olarak da kullanılabiliyorlar. Teknolojilerdeki gelişim hızı düşünülürse, akıllı telefonlara her geçen gün eklenen yeniliklere şaşırmamak gerekir.


Kaynakça:

  1. http://tr.wikipedia.org/wiki/Ak%C4%B1ll%C4%B1_telefon
  2. http://www.teknokulis.com/Dosyalar/mobildosyalar/2012/06/29/piyasada-satilan-en-iyi-akilli-telefon-hangisi-535249529623?paging=6
  3. http://tr.wikipedia.org/wiki/Android_(i%C5%9Fletim_sistemi)
  4. http://tr.wikipedia.org/wiki/IOS
  5. http://tr.wikipedia.org/wiki/Windows_Phone
  6. http://www.teknoblog.com/mobil/nielsen-en-cok-kullanilan-5-akilli-telefon-uygulamasi-arastirmasini-yayinladi.html
  7. https://play.google.com/store
  8. http://store.apple.com/us
  9. http://medya.turkcell.com.tr/mobilde-oyunlar-kucuk-harcanan-paralar-buyuk-haber_2809.html




21 Mayıs 2012 Pazartesi

TABLET BİLGİSAYARLAR

Geçtiğimiz birkaç yılda Tablet Bilgisayarlar, bilişim dünyasında tam anlamıyla fırtına gibi esiyor. Bunun birkaç sebebi var ki; öncelikle günümüz insanınınçevrimiçi (online) yaşamasıdır. Zira özellikle genç nesil için internet hayatlarının vazgeçilmez bir olgusu haline gelmiştir. Evde, işyerinde, okulda, sokakta, metroda, dolmuşta, otobüste internete erişmek zorunlu bir ihtiyaç haline gelmiştir.

İnternetin bu kadar yaygınlaşması; ağır, hantal, kolay taşınamaz masaüstü bilgiayarların sorgulanmasına neden olmuştu. Zaten dizüstü bilgisayarlar, doğan bu ihtiyacı gidermek amacı ile tasarlandı. Ancak o zaman sektörün ulaşmış olduğu teknoloji seviye, dizüstü bilgisayarların daha da küçülmesini engelledi. Özellikle işlemci ve belleklerin güç tüketimi, harddisklerin mekanik yapısı ve pil teknolojileri konusunda alınması gereken çok yol vardı.

Ancak işlemci üreten firmaların yoğun arge faaliyetleri sonucunda daha az güç tüketen ama daha mütevazi işlem gücü sunan işlemci mimarilerini tasarlamaları, harddisklerin yerini almak üzere de flaş bellek teknolojilerinin gelişimi; Uzay Yolu dizisinden bu yana hayalleri süsleyen tablet bilgisayarların gerçek olabilmesini sağladı.

Bu teknolojinin bir adım öncesi ise netbook denilen, bir anlamda küçültülmüş dizüstü bilgisayarlardır. Beş yıl önce ilk çıktıklarında, dizüstü satışlarının düşmesine neden olan bu oldukça hafif ve kullanışlı bilgisayarlar, birçok teknolojinin ilk kullanıldığı alan oldu. Gelinen teknolojik seviyede; karşımıza artık çok az enerji harcayan, üzerinde DVD okuyucu/yazıcı, ilave ekran kartı, disket sürücü vb barındırmayan, küçük ekrana ve çok hücreli li-ion pillere sahip bir bilgisayar ürün ailesi çıktı. Bu bilgisayarlar hiçbir zaman normal dizüstü veya masaüstü bilgisayarların performansına ulaşamadı; ama bunu da hedeflemedi. Çünkü kullanım alanları internette gezinme, basit ofis uygulamalarını çalıştırmak gibi oldukça sınırlıydı.

Tablet Bilgisayarlara gelirsek öncelikle bu fikrin hiç de yeni olmadığını belirtmek isterim. Bu konseptin atası 1888 yılında patentlenen telautograph adlı cihaz. Basit bir şekilde üzerinde kalemi olan faks diyebileceğimiz bu ürünün ardından 1968 yılındaki Dynabook geliyor. Bunların ardından ise 1990' larda Pen Computing firması tarafından PenGo Tablet Computer adıyla tanıtılan ve Microsoft tarafından üne kavuşturulan üzerinde kalemi de olan katlanabilir ekranlı dizüstü bilgisayar geliyor. Ancak daha önce de bahsettiğimiz üzere, teknolojinin sınırlı imkanları nedeni ile bunların hiçbiri tam anlamı ile Uzay Yolu dizisinde görüp beğendiğimiz tablet bilgisayarlara benzemiyordu. Çünkü üzerlerindeki klavyeleri ile, işlemci ve sabit disklerin yapısı gereği soğutucu fanın da bulunduğu küçük de olsa bir kasaları vardı.

Ancak küçük bir firmanın yaratmış olduğu teknoloji bunu mümkün kıldı. İlk ARM işlemcisi 1985’ te çıkarıldı, Acorn RISC Machines tarafından efsanevi BBC Micro için bir ek işlemci olarak. O zamanlar İngiltere' de masaüstünün kralı belli değildi, büyük çekişmeler vardı. Acorn RISC Machines küçük bir şirket olması nedeniyle küçük bir araştırma bütçesine sahipti. Dolayısıyla ürettikleri işlemci de küçüktü (işlemci tasarımını yapacak fazla elemanları yoktu) ve üretmesi basit bir işlemciydi (işlemciyi hızlıca test edebilmek için). İlk ARM işlemcide 25000’ den az transistör kullanıldı.

Her ne kadar ilk ARM işlemci 1985’ de üretildiyse de, ARM bazlı ilk bilgisayar 1987’de piyasaya çıktı: Archimedes. 8 MHzde çalışan Archimedes performans açısından rakiplerinin (Intel ve Motorola) gerisindeydi. Sonrasında ARM, işlemcilerini geliştirmeye devam etti. Ancak piyasada büyük bir başarı sağlayamadı. Ancak 1990’ da şu an bildiğimiz haliyle ARM kuruldu. Ortaklar ise Acorn, VLSI Technology ve Apple' dı. Özellikle son ortak Steve Jobs ile beraber bilişim dünyasına kazandırdığı (ipod, iphone ve ipad) mobil ürünler ile tam anlamı ile devrim yarattı.

ARM bir süre daha işlemci üretmeye devam etti. 1992’ de, bir şirket ARM ile lisans anlaşması imzalayarak ARM işlemcilerin klonlarını üretmeye başladı. ARM de bir süre sonra kendisi işlemci üretmeyi bıraktı. Şu anda ARM işlemciler, "ARM Partnerleri" tarafından bir lisans karşılığı üretilmekte. ARM ise sadece işlemci teknolojisini lisanslamakta.

Hemen hemen tüm cep telefonlarında, mp3 çalıcılarda, Gameboylarda ve tablet bilgisayarlarda işte bu bahsettiğimiz ARM işlemciler kullanılıyor. Oldukça az elektrik tüketimleri, basit tasarımları, fazla ısınmayan ve gürültüsüz çalışmaları ile günümüz dünyasının mobil cihazlarında olmazsa olmaz işlemcileri haline gelmişlerdir. İşlemci sorunu böyle çözüldükten sonra, klavye sorunu ise dokunmatik ekran teknolojisi ile aşıldı. Özellikle Apple firmasının dokunmatik ekran teknolojisini cep telefonlarına (iphone ile) uygulaması ile klavye taşıma zorunluluğu da ortadan kalktı. 3 Nisan 2010 tarihinde ise Apple firmasının iPad' i tanıtması ile günümüzün Tablet Bilgisayarları doğdu. Apple' ı Samsung, HP, Lenovo, Asus gibi firmalar da takip edince bilişim piyasasında tam bir tablet bilgisayar çılgınlığı yaşanmaya başlandı.


Dokunmatik ekran teknolojisi yerini Çoklu Dokunmatik (multitouch) ekranlara bırakırken; tabletlerde artık sadece tek parmak değil, birden fazla parmak ile ve farklı kombinasyonlarda farklı komutları işletebilmek mümkün oldu. Ayrıca 4G teknolojisindeki baş döndürücü gelişmeler ile sağlanan mobil internet hızları neredeyse kablolu internet hızlarına yaklaştı. Tabletler üzerlerindeki HDMI (High Definition Media Interface – Yüksek Çözünürlüklü Medya Arayüzü) çıkışları ile de direk LED, Plazma veya LCD TV' lere bağlanarak görüntü ve ses aktarabiliyorlar.

Tabletlerde kullanılan ilşletim sistemleri de sektörde bir başka yarışma/rekabetin önünü açtı. Masaüstü bilgisayarlardaki Windows hakimiyeti tabletlerde yok. İnsanlar firmaların baskısı ile de olsa Windows tekelinden kurtuldular. Apple iPad' lerde kendi iOS işletim sistemini kullanırken, Samsung, Asus, HP vb birçok firma da Google öncülüğünde geliştirilen ve linux temelli açık kaynak kodlu Android işletim sistemini kullanmaktadır.

İşletim sistemi tercihi daha sonra tabletinize yükleyeceğiniz uygulamalar bakımından da çok büyük önem taşıyor. Zira Android ve uygulamaları, açık kaynak kodlu olduklarından dolayı tamamen ücretsizken, Apple uygulamalarına ayrıca para vererek satın almak durumundasınız. Uygulama çeşitliliği bakımından Apple piyasaya daha önce girmenin avantajı ile açık ara önde iken, Google Market ile Andoid uygulamaları aradaki farkı hızla kapatıyor.

Bundan sonra bilgisayar teknolojilerinin giderek daha çok cep telefonu, tabletler vb mobil cihazlara kayacağını görmek için kahin olmaya gerek yok. Bir sonraki adım olarak ise klavyelerin çoklu dokunmatik ekranlardan da kaybolacağı, yerini ise sesli komut sistemlerinin alacağı söyleniyor. Konuşmadan yazıya (speech to text) denilen bu teknoloji, uzun yıllardır mevcut ancak gün geçtikçe mükemmelleştiriliyor.


FATİH PROJESİ

T.C. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kısa adı Fatih Projesi olan “Fırsatları Araştırma, Teknolojiyi İyileştirme Hareketi” kapsamında 17 ildeki 52 okula, 13 bin tablet bilgisayar ve 500 akıllı tahta dağıtıldı. Projenin nihai hedefi ise eğitim ve öğretimde fırsat eşitliğini sağlamak ve okullarımızdaki teknolojiyi iyileştirmek amacıyla Bilişim Teknolojileri araçlarının öğrenme-öğretme sürecinde daha fazla duyu organına hitap edilecek şekilde, derslerde etkin kullanımı için; okulöncesi, ilköğretim ile ortaöğretim düzeyindeki tüm okullarımızın 620.000 dersliğine dizüstü bilgisayar, LCD Panel Etkileşimli Tahta ve internet ağ altyapısı sağlamaktır.

Dünyada bu konuda en önde giden örnek Güney Kore' dir. Özellikle Samsung ve LG gibi dünya devi olan bilişim firmaları sayesinde oldukça ekonomik olarak küçük yaştan itibaren öğrencileri teknoloji ile tanıştırıyorlar. ABD gibi bazı ülkelerde de bizimki gibi pilot okullarda denemeler yapılıyor. Prof. Dr. Osman Coşkunoğlu, Cumhuriyet gazetesinde Fatih Projesi' ni eleştiren bir makale yazdı. Bu makalede bahsedilen araştırmalar çok ilginç. Eylül 2011’ de New York Times gazetesinin yayımlamaya başladığı, ABD’ deki okullarda uygulamaları inceleyen bir yazı dizisinde (www.nytimes.com/2011/09/04/technology/technology-in-schools-faces-questions-on-value.html?ref=technology), yoğun teknoloji kullanılan okullarda öğrencilerin öğrenme düzeylerinin iyileşmediği, hatta kötüleşebildiği açıkça gösteriliyor. 4 Şubat 2012 tarihli Los Angeles Times gazetesi, konunun saygın uzmanlarına ve bilim insanlarına sordukları “Bu gösterişli teknolojilerin eğitime gerçek katkısı nedir” sorusunun yanıtlarını içeren bir makale yayımladı (www.latimes.com/business/la-fi-hiltzik-20120205,0,639053.column). Yanıtlar aşağı yukarı aynıydı: Okullarda bu yeni teknolojilerin kullanılmasından yararlananlar sadece satıcı firmalar ve yaldızlı ama sığ laflar eden politikacılardır! Nitekim, derslerini internetten herkese açmış olan, dünyanın önde gelen bazı üniversitelerinde en kompleks konuların bile kara tahtada işlendiğini görüyoruz. Fatih Projesi aslında doğru uygulanırsa ülkemizin teknolojik gelişimi için çok büyük bir fırsat olabilir. Ancak bu projede kullanılacak ürünlerin ülkemizde geliştirilmesi, hiç olmazsa %50 yerli üretim şartı getirilmeliydi. Oysaki son yapılan düzenlemeler ile Fatih Projesi' nde 2015 yılı sonuna kadar yapılacak alımlar Kamu İhale Kanunu kapsamından çıkarıldı. Hazır yapılan alımlar ile, dünyanın dev teknoloji şirketlerinin açık pazarı haline geliyoruz. Cari açıkla mücadele etmeye çalışan ekonomi yönetimi, Fatih Projesi ile ilgili yapılacak alımlarda %50 yerli üretim oranını yakalayamaması halinde bilr en azından %80 offset taahhüdü (offset: Bir karşılıklı ticaret türü. Ülkeden büyük miktarda döviz çıkışı gerektiren savunma sanayii ve yatırım projelerinde işi alan ülke ya da firmanın bu iş karşılığında, üzerinde taraflarca anlaşılan bir oranda döviz geri girişi sağlayacak şekilde belli miktarda mal alımı veya başka ülkelere ihracat garantisi gibi yükümlülükler kabul etmesidir) almalıdır. Ayrıca bu proje kapsamında kullanılacak teknolojilerin öğrencilerin sağlığı üzerinde olumsuz etkileri de olabileceği söylenmektedir. Zira tabletlerle etkileşimli tahta arasındaki iletişim kablosuz olarak (Wi Fi) sağlanacağı için, her sınıfta adeta orta boy bir baz istasyonu varmış gibi bir ışınım (emisyon) olacaktır. Küçük bir sınıf içerisinde kullanılacak bilgisayarlar, projeksiyon cihazı, tabletler, kablosuz modem ve router düşünüldüğünde ortaya çıkacak elektromanyetik dalga kirliliği hiç de azımsanmayacak boyutta olacaktır. Elektromanyetik dalga kirliliğinin de günümüzün vebası kanserin en büyük nedenlerinden bir olduğu bilinmektedir. Özellikle kafatasları tam olarak gelişmemiş küçük yaştaki çocuklar açısından bahsettiğimiz riskler daha büyüktür. Bilişim teknolojilerinin eğitimde kullanılması konusunda en çok dikkat edilmesi gereken noktalardan bir de, kullanılacak eğitim yazılımlarının niteliğidir. Günümüzde yazılım maliyetleri, bilişim teknolojilerinde neredeyse donanım maliyetleri ile başa baş gitmektedir. Dolayısıyla sizin tabletler içine yükleyeceğiniz eğitim yazılımlarınız mevcut değilse, o tabletlere yatırılan paralar boşa gidecektir. Ülkemizde Vitamin gibi bazı başarılı örnekler olsa da halen yazılımlar istenilen düzeyde değildir. Ayrıca dağıtılacak tabletlerin öğrencilerin elinde oyun konsolu olması işten bile değildir. Her ne kadar Milli Eğitim Bakanlığı, tabletlerin yazılımına kod yerleştirileceği ve tabletlerin eğitim amacı dışında kullanılamayacağını söylese de; bilişim dünyasında kırılmayacak kod yoktur. Böylece öğrencilerin eğitimine destek olarak dağıtılan tabletler, bir anda eğitime köstek olabilirler. Biz yıllardan beri devletin ilköğretim okullarında; ders kitaplarını kağıda basılı olarak dağıtmasını kaynak israfı olarak nitelemekteyiz. Ancak bunların yerine tablet dağıtılması da yine kaynak israfına neden olacaktır. Zira Fatih Projesi kapsamında önümüzdeki 5 yıllık süreçte harcanacak olan paranın 20 milyar dolar olacağı söyleniyor. Halbuki tablet yerine elektronik mürekkep teknolojisi temelli e-kitap okuyucular dağıtılsa idi; hem kaynak israfı önlenir hem de çocukların sağlığı açısından yukarıda bahsettiğimiz riskler ortadan kalkardı. Zira e-kitap okuyucular, gözleri yormayan arka ışığı olmayan pasif ekranları yanında sadece sayfa değiştirirken pil harcaması ile ön plana çıkmakta. Ayrıca hareketli görüntülere uygun olmayan bu teknoloji ile öğrenciler sadece kitap okuyabilirler.

Kaynakça:

1.http://en.wikipedia.org/wiki/Tablet_computer
2.http://en.wikipedia.org/wiki/ARM_architecture
3.http://www.ot1.com/arm/armchap1.html
4.http://whatistabletpc.info/
5.http://www.pcmag.com/article2/0,2817,2382821,00.asp
6.http://en.wikipedia.org/wiki/Dynabook
7.http://tr.wikipedia.org/wiki/Tablet_KB
8.http://fatihprojesi.meb.gov.tr/tr/index.php
9.http://www.odatv.com/n.php?n=fatih-projesinin-perde- arkasi-0902121200
10.http://fatihprojesi.meb.gov.tr/tr/index.php
11.http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=offset
12.http://www.vitaminegitim.com/

2 Ocak 2012 Pazartesi

STEVE JOBS GEÇTİ BU DÜNYADAN

Sadece ülkemizde değil tüm dünyada bir moda objesi haline gelen başta iphone olmak üzere birçok ürünün ardındaki isim Steve Jobs, 7 yıldır savaştığı kansere yenik düşerek hayata veda etti.

Özgür internet ansiklopedisi Wikipedia kendisi hakkında şu özeti yapar ki; katılmamak elde değil: “Steven Paul Jobs (24 Şubat 1955 - 5 Ekim 2011), Apple Computer'in kurucu ortağı, ölümünden 5 hafta öncesine kadar yönetim kurulu başkanı (CEO) ve genel müdürü. Vizyonel yenilikçi yaklaşımlarla bilgisayar endüstrisinde çığır açan bir çok yeniliklere imza atmıştır. Bilgisayar endüstrisinin önderlerinden olarak kabul edilir. Next Computer ve Pixar Animasyon Stüdyoları'nın da yönetim kurulu başkanlığını yapmıştır. Yönettiği Apple firmasını zirveye çıkardığı yıllarda pankreas kanserine yakalanmış, 7 yıl içinde 56 yaşında ölmüştür.

1970'lerin sonunda, diğer kurucu ortak Steve Wozniak'la birlikte, ticari başarı sağlayan ilk kişisel bilgisayarlardan birini yarattı. Jobs, 1980'lerin başında, fare (mouse) ile kullanılan GUI (Grafik Kullanıcı Arayüzü)'n ticari potansiyelini farkedenlerin arasında yer alır.[1] 1985'te yönetim kurulunda kaybettiği güç mücadelesinin ardından Jobs Apple'dan istifa ederek, yüksek öğrenim ve iş dünyası için bilgisayar platformu üretmeyi hedefleyen NeXT bilgisayar şirketini kurdu. 1997 yılında Apple Computer şirketinin NeXT'i satın almasıyla Jobs kurucusu olduğu şirkete geri döndü. O zamandan itibaren icra kurulu başkanı (CEO) olarak çalıştı. Fortune dergisi 2007 yılında Steve Jobs'u En Güçlü İşadamı olarak göstermiştir.[2]

Jobs, önceden Lucasfilm şirketinin bilgisayar grafiği bölümü olan Pixar Animasyon Stüdyoları'nı 1986 yılında satın alır.[3] 2006 yılında Walt Disney Şirketi tarafından satın alınıncaya kadar şirketin CEO'su ve en büyük hissedarıydı. Jobs halen Walt Disney Şirketi'nin en büyük gerçek kişi hissedarı ve yönetim kurulu üyesidir.[4] Jobs, bilgisayar ve eğlence endüstrisinin önde gelen isimlerinden biridir.

Jobs'un iş dünyasındaki geçmişi, alışılmışın dışındaki bireysel Silikon Vadisi girişimcisi kişiliğinin yarattığı söylentilerle doludur. Estetiğin toplumsal ilgi odağı oluşturmadaki rolünü iyi bilerek tasarım'ın önemini vurgular. İşlevsel ve zarif olan ürünler geliştirmesi sayesinde sadık bir hayran kitlesi edinmiştir.[5]”

Yine başta wikipedia olmak üzere kendisinin geçmişi hakkında derlediğimiz kaynakları paylaşırsak, dahiyi daha iyi tanımış oluruz.

İlk yılları

Green Bay, Wisconsin 'de, Amerikalı Joanne Carole Schieble ve Suriye asıllı Abdulfattah John Jandali'nin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Mountain View, Kaliforniya'dan Paul Jobs ve Clara Jobs-Hakobian çifti tarafından evlat edinilmiştir. Öz kızkardeşi roman yazarı Mona Simpson'dır.

1972 yılında Steve Jobs, Cupertino,Kaliforniya'da bulunan Homestead High School'dan mezun olmasının ardından Portland, Oregon'daki Reed College'e başvurmuştur; fakat bir dönem sonra oradan ayrılmıştır.

1974 yılının sonbaharında, Steve Jobs Kaliforniya'ya geri dönerek "Homebrew Computer Club"'un toplantılarına Steve Wozniak ile katılmaya başlamıştır. O ve Wozniak, Atari Inc.'de, o zamanların ünlü bilgisayar oyun üreticilerinden de, iş bularak oyun tasarımcısı olarak çalışmaya başladı. O zamanlarda ABD'de, satılan Cap'n Crunch'ların içinden çıkan düdükler, üzerlerinde ufak değişiklikler yapılınca AT&T tarafından uzun mesafeli aramaların denetleme frekansı olan 2600 Hz'i sesini verebiliyorlardı. Kısa bir süre zarfında Jobs ve Wozniak 1974 yılında iş hayatına atılarak pahalı uzun mesafe görüşmelerini bedava yapabilmek için "blue box"'lar üretmeye başladılar.

1976 yılında Jobs 21, Wozniak'da 26 yaşındayken Apple Computer Co.'yu Jobs ailesinin garajında kurdu. İlk olarak piyasaya sürdükleri ev bilgisayarı Apple I'di ve onu 666.66$'a satıyorlardı.

1977 yılında Jobs ve Wozniak, Apple II'yi piyasaya sundular, o zamanlar Apple II ev piyasasında önemli bir yer elde etmişti ve Apple'ın bilgisayar piyasasındaki yerini sağlamlaştırmıştı. Aralık 1980 yılında Apple Computer halka açılmıştı ve çok iyi değerlerle piyasaya girmişti. Aynı yıl Apple Computer Apple III'ü piyasaya sürdü, fakat bu model bir önceki modelinin yerini alamadı.

Apple büyümeye devam ederken, şirketin genişlemesini sağlayabilecek bir yönetici aranıyordu. 1983 yılında Jobs, John Scully'i (o zaman Pepsi-Cola'nın CEO'su) ayartarak ve "Ömrünün sonuna kadar sadece şekerli su mu satmak istiyorsun yoksa dünyayı mı değiştirmek istiyorsun ?" şeklinde meydan okuyarak Apple'ın yeni CEO'su haline getirdi. Aynı sene Apple teknolojik olarak gelişmiş fakat ticari olarak başarısız olan Apple Lisa'yı piyasaya sundu.

1984 yılında Macintosh piyasaya sunuldu, piyasada ticari bir başarı yaşamış ilk GUI'lu bilgisayar. Mac'in geliştirilmesi Jef Raskin tarafından başlatılmıştı ve Xerox PARC'da geliştirilmiş olan, fakat ticarileştirilmemiş teknolojilerden esinlenilmişti. Macintosh'un başarısı Apple'in Apple II serisini kaldırıp onun yerine Mac ürünleri sunması ile devam etmiştir ve bugüne kadar da devam etmektedir.

Apple'dan Ayrılışı

Steve Jobs, Apple için ikna edici ve karizmatik bir savunucuydu, eleştirilere de bakılırsa aynı zamanda düzensiz ve hırslı bir yöneticiydi. 1985 yılında şirket içinde oluşan bir kavga sonucu Jobs, Sculley tarafından görevlerinden çekilmiştir ve dışarı atılmıştır. Ama aynı zamanda Jobs'un hala Apple Computer'in başkanı olduğunu da not düşmekte fayda vardır.

Apple'ı bıraktıktan sonra Jobs başka bir bilgisayar şirketi kurdu, NeXT Computer'ı. NeXT, Lisa gibi teknolojik olarak çok gelişmişti; fakat hiçbir zaman, bilimsel çalışma alanları hariç, tanınır olamamıştı. Örneklemek gerekirse Tim Berners-Lee özgün World Wide Web sistemini CERN'de bir NeXT bilgisayarında geliştirmiştir. Ne kadar tanınır olmasa da, Object Oriented Programming (nesneye dayalı yazılımlama), PostScript gösterme ve magneto-optical sürücü teknolojilerinin gelişmesinde yardımcı olmuştur. NeXT'deki bir sürü yenilik 2000'li yıllarının başlangıcında Mac OS X'de görülecektir. NextStep ve onun halefi OpenStep, x86 mimarisi ve o zaman PowerPC mimarisi üzerinde çalışıyordu. Çok zeki ve çalışkan biriydi.

Apple' a Dönüş

1996 yılında Apple şirketi, Jobs' u kurduğu şirkete geri getirmek için NeXT'i 429 milyon dolar karşılığında satın aldı. Dikkatli bir planlama ve şirketi içi hamle ile o zamanki CEO Gil Amelio'nun işine son verilir. Steve Jobs 1997 yılında Apple' ın geçici CEO' su seçilir.

NeXT'in satın alınması sonucu birçok teknolojisi Apple ürünlerinde kullanılmaya başlandı. Bunların arasında en belirgin olan örnek, NeXTSTEP'in geliştirilek Mac OS X'in yazılması gösterilebilir. Jobs'un yönetiminde Apple, iMac'i piyasaya sunmasıyla inanılmaz bir şekilde satışları artırdı. O zamandan beri ortaya konan ürünler gözalıcı tasarımları ve marka kuvvetlendirilmeleriyle Apple şirketine büyük yararlar sağladı.

Jobs şirketi geçmiş yıllarda kişisel bilgisayarlara kısıtlı kalan ürün yelpazesinin ötesine taşıdı. iPod taşınabilir müzik çalarının piyasaya sunulmasıyla birlikte, iTunes dijital müzik yazılımı diğer işletim platformlarına uygun halde piyasaya sürerek ve iTunes online müzik dükkanını açarak kişisel elektronik ürünleri ve çevrimiçi müzik piyasalarına el attı.

Jobs çalışanlarını yenilikçi olmaları için teşvik ederken, real artists ship (gerçek sanatçılar ürün gönderimi yapar), gibi iletilerle, bir ürünün zamanında sunulmasının, yenilikçilik ve sıradışı tasarımlar kadar önemli olduğunu belirtmektedir.

Jobs, Apple'da yılda 1 dolar karşılığında birkaç sene boyunca çalıştı, bu ona aynı zamanda Guiness Dünya Rekorları listesinde "En Düşük Maaşlı CEO" unvanını kazandırdı. Apple kazançları artığında ve şirket eksiler yerine artılar bölgesinde gezinmeye başladığında, şirket unvanından "geçiçi"'yi kaldırdı. Resmi olarak Apple'da maaşı hala 1$ olarak devam etmektedir, tabii ki Apple şirketinden bu arada hediyeler verilmektedir. Örneğin: 1999 yılında 90 milyon $ değerinde bir jet ve sınırlı hisselerden yaklaşık 30 milyon $'lık bir pay.

Jobs'un her zaman mükemmel ikna etme ve pazarlamacılık kabiliyetlerinden dolayı saygı duyulur.

Pixar

1986 yılında Jobs ve Edwin Catmull ortaklaşa, Emeryville, Kaliforniya'da animasyon stüdyosu olan Pixar'ı kurdular. Şirket aslında Lucasfilm'in bilgisayar grafikleri bölümü üzerine kuruldu. Jobs Lucasfilm'den bu bölümü 10 milyon $'a (istenilen miktarın üçte birine!) sahibi George Lucas'dan almıştır. Şirket neredeyse 10 yıl sonra patlamalarını Oyuncak Hikayesi (Toy Story) ile yapmışlardır. Ondan beri 1998 yılında Bir Böceğin Yaşamı (A Bug's Life), 1999'da Oyuncak Hikayesi 2 (Toy Story 2), Sevimli Canavarlar (Monsters, Inc.), 2003'de Kayıp Balık Nemo (Finding Nemo) ve 2004 yılında İnanılmaz Aile (The Incredibles) filmleri ödüllere layık görülmüştür. 2006 yılında Cars, iki dalda oscara aday gösterilmiş, 2007 yılında da Ratatouille, en iyi animasyon dalında Oscar kazanmıştır.

Kayıp Balık Nemo ve İnanılmaz Aile, Akademi Ödüllerinde en iyi animasyon film dalında ödül kazanmıştır.

Apple'dan istifası

Apple Computer'daki CEO'luk görevinden 25 Ağustos 2011 tarihinde görevinden sağlık sorunları nedeniyle ayrıldı ve yerini Tim Cook'a bıraktı. Ölümüne kadar Apple Computer'da yönetim kurulu başkanı olarak devam etti.

Özel hayatı ve ölümü

Steve Jobs 18 Mart 1991 günü Laurene Powell ile evlendi. Bu evliliğinden üç çocuğu oldu. Aynı zamanda 1978 yılında evlilik dışı doğmuş Lisa Jobs adında bir kızı vardır. Jobs vejetaryendi, ancak balık yerdi.

31 Temmuz 2004'de Jobs, pankreasında bulunan kanser tümörünü aldırtmak için ameliyata girdi. Jobs'da bilimsel adı "Islet Hücresi Neurodocrine Tümoru" olan nadir bir pankreas kanserine rastlanmıştı.Jobs'da bulunan bu kanser tipinde kemoterapi veya radyasyon terapisine ihtiyaç duyulmadı. Yokluğu sırasında dünya satışları ve yönetimleri departmanının başkanı Tim Cook, Apple'ı yönetti.

Jobs 2004'te kanser tedavisi görmeye başladı; 2009 yılında kendisine bir karaciğer nakli yapıldı. 2011 yılının Ocak ayında son yıllarda üçüncü kez sağlık sorunlarını gerekçe göstererek izne ayrılan Jobs, 24 Ağustos 2011'de şirketin yönetim kurulu başkanlığından ayrıldığını açıkladı ve görevi Tim Cook'a bıraktı. Ancak 5 Ekim 2011 tarihinde ailesi tarafından yayınlanan bir bildiride "Steve Jobs aile üyeleri başucunda ve sükunet içinde vefat etti." açıklaması yapıldı. Tim Cook, haberi büyük bir üzüntüyle öğrendiklerini söyledi. Cook, "Apple, vizyon sahibi bir kişiyi ve bir yaratıcı dehayı; dünya inanılmaz bir insanı kaybetti." dedi.

Steve Jobs' un hayatımıza soktuğu yenilikleri özetleyecek olursak:

İlk fare ile tıklamayı grafik ekranda kullanarak bilgisayarların kolay kullanılmasını sağladı. Apple'ın kolay kullanım ve tüketici deneyimi yaşamı boyunca tasarımlarına ilham veren en temel ilke oldu.
Grafik ekranlarla kişisel bilgisayarlarda sıçrama yaptı. En büyük rakibi Windows platformu en çok etkilendiği işletim sistemi oldu.
Korsana karşı ilk büyük darbeyi iTunes müzik servisi ile vurdu. 0.99 dolara müzik servisine başladı.
Arkasından televizyon dizileri ve filmler iTunes üzerinden satışa sunuldu.
iPod: 10 yılda tam 300 milyon iPod satarak müziğin dijital devrimine eşlik etti. Kolay kullanılan menüsü ve rahat taşınabilir boyutlarıyla iPod devrimini yarattı.
iPhone: Dokunmatik ekranlar cep telefonlarımıza hızlı giriş yaptı. Sadece tek modelle yüzde 5 pazar payına sahip oldu.
iPad: İnterneti yaşam tarzı haline getiren eğitimden sağlığa dokunmatik ekranları hayatımıza soktu.
AppStore: 1 dolara yazılım satmak yazılımcıların en büyük hayaliydi. Şu ana kadar uygulama geliştiricilere 3 milyar dolar ödeme yaptı.[6]

Seteve Jobs' u büyük bir hayal adamı ve yetenek avcısı olarak adlandırabiliriz. Yukarıda saydığımız çığır açan ürünlerdeki teknolojilerin hepsini tabii ki kendi üretmedi; ancak bunları üretebilecek ekipleri geniş vizyonu ile kendisi biraraya getirdi, yönlendirdi.

En büyük meydan okuması teknolojisi dünyasının soğuk, estetik yoksunu ürünlerini bir moda objesi haline getirmedeki başarısıdır. Özellikle IBM öncülüğündeki kişisel bilgisayar (PC) + Windows ikilisine karşı ilk isyan bayrağını; Apple + OS ile açmıştı. Daha sonraki yıllarda da Mac serisi ile hep farklı olanların sesi oldu.

İpod' da da aynı inatçılığı görmekteyiz. Sony' nin walkman ve discmandeki öncülüğü ile yerleştiği piyasaya; yeni bir soluk getirdi. İpod sanılanın aksine piyasadaki ilk sayısal müzik çalıcısı (digital music player) değildi. Özellikle Creative gibi firmaların öncül ürünleri vardı; ancak kullanışlılık konusunda çeşitli sorunları vardı.

İpod gerek tasarımı gerekse de çok kullanışlı olan yazılımı ile piyasa lideri oldu. Steve Jobs' un ürün geliştirilirken mühendisleri özellikle yazılım konusunda çok zorladığı bilinmektedir. Zira ipodlarda kullanılan itunes yazılımı ile binlerce şarkı; albume / sanatçıya / ismine / türüne gibi birçok kategoriye hızlıca ayrılabilmekte ve kullanıcıya seçme kolaylığı sağlamaktaydı.

Yine iphone da dokunmatik ekranı, şık tasarımı ve indirilebilecek binlerce yazılımı ile telefon dünyasında yeni bir dönemi araladı.

İpad ise daha önce Microsoft' un deneyip de tam anlamı ile başaramadığı tablet bilgisayarları piyasada kalıcı hale getirdi. İpadler piyasadaki birçok tabletten teknoloji olarak daha geri olmasına rağmen, moda objesi haline geldiği veya bir nevi statü sembolü olduğundan başarılı oldu.

Steve Jobs, farklı bir insandı. Farklılığını ürüne ve paraya dönüştürmesini bildi. Böylece hem şirketine, hem ortaklarına, hem de ülkesine yararlı oldu. Ne diyelim; umarım ülkemiz de böylesine başarılı kişileri yetiştirir bir gün.

Kaynakça:

1. ^ "Wired News: We're All Mac Users Now".
2. ^ "Apple's Jobs is most powerful businessman-Fortune". Fortune Magazine
(2007-11-27). 2007-11-28 tarihinde erişilmiştir.
3. ^ "Pixar History - 1986". Pixar. 2008-04-25 tarihinde erişilmiştir.
4. ^ "The Walt Disney Company — Steve Jobs Biography".
5. ^ "Steve Jobs – Apple Computer, Pixar".
6. ^ http://www.sabah.com.tr/Teknoloji/Haber/2011/10/09/steve-jobsun-7-buyuk- devrimi
7. ^ http://tr.wikipedia.org/wiki/Steve_Jobs

14 Temmuz 2011 Perşembe

YENİ DÜZENLEME; İNTERNETE FİLTRE Mİ SANSÜR MÜ?

Türkiye' deki internete ilişkin düzenlemelere baktığımızda; 2001 yılına kadar internetin oldukça özgür bir ortam olduğu, Devletin birkaç istisna haricinde internete ilişkin sınırlayıcı herhangi bir tasarrufu olmadığını görüyoruz. 2001 yılından sonra artan şikayetler üzerine, bazı internet sitelerinin erişime kapatılması uygulamasına giderek daha fazla başvurulmuştur. 2005 yılında 153, 2006 yılında 556 ve 2007 yılında da 549 siteye Türkiye' den erişim engellenmiştir.

Bu engelleme kararları HUMK ve MK' na göre verilmiş ihtiyati tedbir niteliğindeki kararlardı. Ancak uygulamadaki aksaklıklar ve görülen hukuki boşluklar nedeni ile bu konuda yasal düzenleme yapılması gerekli olmuştur.

23 Mayıs 2007' de yürürlüğe giren 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun bu konudaki ana yasal dayanağı oluşturmaktadır. Ayrıca bu kanunun uygulanmasına ilişkin olarak çıkartılan Yönetmelikler de vardır.

Şu an yürürlükte olan yasal mevzuat uyarınca erişime kapatma kararları Mahkemelerce verilebildiği gibi, anılan kanunun 8/4. maddesi uyarınca re'sen Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı' nca da verilebilmektedir.

Bu engelleme kararları sonucunda uygulanan DNS engelleme/tampering ve IP adresi bazlı yöntemlerde; işlem siteyi barındıran sunucunun web adresi üzerinden yapıldığından, sunucu üzerindeki içeriğin tümü engellenmiş olmakta, bu da aşırı engelleme ve engellemenin maksadı aşması sonucunu doğurmaktadır. Örneğin youtube sitesi içerisindeki bir tek video nedeni ile sitenin tümüne erişim kapatılmakta ve milyonlarca video bir anda yasaklı hale gelmektedir.

İnternet kullanıcıları yaşanan tüm bu sıkıntılardan şikayet ederken; yazılı ve görsel basında yer alan bir haber ile adeta şok oldular. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından hazırlanan “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar Taslağı” 22 Şubat 2011 tarihinde 2011/DK-10/91 no’ lu karar ile onaylanarak, “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” ın 22 Ağustos 2011’de yürürlüğe girmesine karar verildi.

22 Ağustos' da devreye girecek sistemde internete BTK tarafından belirlenen 4 filtre tipinden birini seçerek girebileceğiz. Ayrıca internet servis sağlayıcı şirketler filtrelerin aşılmasını engellemekle sorumlu tutuluyor, aksi halde onlara da ağır para cezaları öngörülüyor.

Düzenlemeye göre 4 tip filtre yer alacak. Aile, çocuk, yurtiçi ve standart paket. Her internet abonesi bunlardan birini seçmek zorunda kalacak. Bu filtre tipini internet kafelerde uygulanan filtrelere benzetebiliriz. Bu tür filtre sistemleriyle içeriğinde sorun olmasa bile birçok sitenin filtreye takıldığı kullanıcılar tarafından biliniyor.

Git gide uçsuz bucaksız bir dünya olma yolunda ilerleyen interneti filtreleyen dünyada sınırlı sayıda ülke var.

Ayrıca bu tür filtre sistemleri; işletim sistemlerinin içinde, internet servis sağlayıcılarca ücretli olarak ya da internetten bulunabilecek programlar sayesinde isteyen kullanıcılar tarafından zaten istenildiği zaman kullanılabiliyor. Ancak BTK' nın uygulamasıyla bu durum bir opsiyon olmaktan çıkıp zorunluluk haline geliyor.

BM desteğiyle Freedom House tarafından Nisan 2011' de yayınlanan İnternette Özgürlük Raporu’ na göre, Türkiye “kötü puan’ ını 42' den 45' e yükselterek” internete erişim özgürlükleri konusunda geriye doğru gitmeyi sürdürüyor.

BTK tarafından yapılan açıklamalarda ise, standart paketin şu andaki internet kullanımından bir farkı olmadığı söylense de; sonuçta uygulamayı görmek lazım. Zira en özgür gibi görünen standart paket de sonuçta bir filtre paketi ve BTK tarafından belirlenen erişim engellerine ve kara listelere tabi olacağı iddiaları çeşitli kişi ve kurumlarca dile getiriliyor.

IPS İletişim Vakfı, 13 Nisan 2011 tarihinde “yürütmenin durdurulması” talebiyle, söz konusu usul ve esaslara karşı Danıştay’ a iptal davası açtı. Vakıf, Danıştay’ a yaptığı başvuruda BTK’ nın aldığı yeni kararın yasal dayanaktan yoksun olduğunu; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle tanınan temel hak ve özgürlükleri ölçüsüz şekilde kısıtladığını belirtti. Vakıf adına başvuruda bulunan Avukat Ayşe Altıparmak, BTK’ nın keyfi bir şekilde yasaklı siteler listesi hazırlayabileceğini, çocukları zararlı içerikten korumak için ebeveynlerin yerine Devlet eliyle karar verilmesinin doğru bir uygulama olmadığını belirterek, “Gerek Avrupa Birliği gerekse Türkiye’ nin de üyesi olduğu Avrupa Komisyonu, çocuklar gibi zarar görmesi mümkün grupları korumak için yasal önlemler almaktansa, özdenetim yollarına gidilmesini teşvik etmektedir. Bu nedenle, üye ülkeler ev ve okul bilgisayarları ile internet kafelerde filtre programlarının kullanılmasını teşvik etmeli; ama Devlet düzeyinde filtreleme girişimlerinden her ihtimalde kaçınmalıdır” açıklamasında bulundu.

Bütün bunlara ek olarak, (İSS düzeyindeki filtreleme ürünleri dahil) filtreleme
programları sınırlı bir işlev görmektedir. Filtreleme programları doğası gereği web sitelerini filtrelemekte ama internet ile ilişkili diğer iletişim sistemlerini; örneğin sohbet ortamları, dosya transfer protokol sunucuları (FTP), “uçtan uca” (peer-to-peer) ağları, Usenet tartışma grupları ve IP üzerinden ses iletim sistemlerini (VOIP) etkilememektedir.

Örneğin, kullanıcılar giderek daha çok içeriği BitTorent gibi P2P sistemleri ile elde etmektedir. Bunun yanında kullanıcılar yine artan bir şekilde dosya paylaşımını internet sohbet protokolleri (MSN vd.), Skype ve Gizmo gibi popüler IP ses iletim sistemleri ile gerçekleştirmektedirler. WWW, İnternet’in sadece bir kısmını ifade ettiği için, filtreleme sistemlerinin interneti özellikle çocuklar için “daha güvenli bir ortam” haline getireceği varsayımı yanlıştır. Ayrıca hatırlatmak gerekir ki, İSS düzeyinde uygulanacak filtreleme ürünleri, performansta düşüşe yol açıp internet hızını ciddi düzeyde düşürecektir.

İşin içinde bilgisayarlar varsa imkansız diye bir şey yoktur. Bilişim Dünyası' nda her engeli aşmanın teknik bir yolu muhakkak vardır. İster sansür deyin ister filtreleme, internet teknolojisinin yapısı gereği beyhude çaba olmaktan öteye geçememektedir. Zira bunları alt etmenin yolları, şimdiden arama motorlarındaki yerini almıştır.

KAYNAKÇA: www.wikipedia.org, www.bianet.org, www.btk.gov.tr, www.timeturk.com/tr/2011/05/03/btk-dan-internete-filtre-zorunlulugu.html, “İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır Türkiye' de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme” - Dr. Yaman AKDENİZ & Dr. Kerem ALTIPARMAK

31 Mayıs 2011 Salı

E-KİTAPLAR; FIRSAT MI, YAYIN DÜNYASININ MP3' Ü MÜ?

Bundan yıllar önce Antalya Barosu Dergisinde yazı hayatıma e-kitapları konu alan bir makale ile başlamıştım. O zamanki yazımın başlığı “E-Kitap Devrimi” idi. Geçen yıllar devrim kelimesini kullanmakta ne kadar haklı olduğumuzu ortaya koydu.

Kısaca tekrarlamak gerekirse; E-Kitap, elimizde tuttuğumuz basılı kitapların elektronik ortama dönüştürülmüş biçimleridir. Yani sevdiğiniz bir yazarın eserini bilgisayar ekranında, cep telefonunuzda veya e-kitap okuyucunuzda Acrobat Reader, Microsoft Word ya da Reader gibi programları kullanarak okuyabilmekteyiz.

E-Kitapların bu kadar popüler olmasının nedeni; satış fiyatlarıdır. Zira basım, kağıt ve nakliye maliyetleri de olmadığından, fiyatları normal kitaplardan daha düşüktür. Özellikle daha önceki yıllarda oldukça pahalıya gelen yabancı dilde basılı veya yurt dışından alacağınız e-kitaplarda, gümrük, kargo masrafı da ödemeyeceğiniz için fiyatlar daha da avantajlı oluyor.

Dünyada da 10 yıllık bir teknoloji olan elektronik mürekkep (e-ink) icat edilinceye kadar, e-kitap pek yaygınlaşamadı. Kullanımı ürün katalogları, dergiler vb ile sınırlı kaldı. Çünkü gerek masaüstü, gerekse de dizüstü ve cep bilgisayarından kitap okumak göz için oldukça yorucu olmaktadır. Ayrıca cep ve dizüstü bilgisayarların bataryaları en fazla 3-4 saatlik bir okumaya imkan vermektedir.

Elektronik mürekkep ise bildiğimiz dijital kol saatlerine benzer bir teknolojinin ürünü. Kısaca yüzlerce mikro kapsül içine sıkıştırılmış özel bir karışımdan oluşan sıvı mürekkebin alttan verilen düşük elektrik akımı ile yukarı veya aşağıya hareketi ile görüntü oluşturulması esasına göre çalışıyor. Bu teknolojinin başlangıcında siyah ve 4 ton gri renk elde etmek mümkün iken, bugün 16 ton gri elde etmek mümkün. Ayrıca Çin' de bir firmanın 4 renkli e-mürekkep teknolojisini de geliştirmekte olduğu yabancı sitelerden gelen bilgiler arasında. Bu teknolojide ekranda görüntü bir defa oluşturulduktan sonra hiç enerji harcanmaması en büyük avantaj. Sadece e-kitabın sayfası değiştirilirken enerji tüketimi söz konusu. Böylece aynı pille ortalama 7.000-10.000 sayfa okunması mümkün oluyor.

E-Mürekkep teknolojisi ile çalışan e-kitap okuyucular bu devrimin en yararlı ürünleri. Dünyada ve ülkemizde çok sayıda firmanın ürünleri çevrimiçi (online) kitapçılar ve elektronik marketlerdeki yerlerini aldılar. Örnek vermek gerekirse Türkiye' de www.hepsiburada.com, www.idefix.com vb siteler ile teknosa ve bimeks gibi teknoloji marketleri sayabiliriz.

Türkiye' de satılan e-kitap okuyucular, açık mimaride tasarlanmış ürünler olup; telifsiz eserleri internetten direk indirerek okucunuza atabileceğiniz gibi, telifli eserleri de satın alarak okuyucunuza yükleyebilirsiniz.

Dünyadaki gelişimde benzer olmakla birlikte; ABD' de en büyük çevrimiçi kitapçı olan Amazon.com kendi e-kitap okuyucusu Kindle' ı kapalı mimarideki bir sistem olarak piyasaya sundu. 3G üerinden internete bağlanabilen bu cihazla sadece amazon.com dan satın alacağınız ürünleri okuyabiliyorsunuz. Birçok kitap yanında günlük gazetelerin de elektronik abonelikleri amazon.com' da satılmakta. ABD' nin bir diğer büyük yayın evi Barnes&Noble' ın da Nook adında benzer özelliklere sahip bir e-kitap okuyucusu var.

ABD' de yayımlanan istatistikler, ilk defa bu sene e-kitap satışlarının basılı kitap satışlarını geçtiğini gösteriyor. Gelişen teknolojiye ayak direyen birçok yayın evi, zarar ettiklerini açıkladılar. Dolayısıyla nasıl Gutenberg' in icadı olan matbaa makineleri, el yazması kitapları koleksiyonluk hale getirdiyse; e-kitap teknolojisi de basılı kitapları çok yakında aynı kaderi paylaşmaya zorlayacak.

Bugün ülkemizde telifli eserlerden 1500' e yakını e-kitap olarak satışta. Ayrıca yabancı dilde satışta olan 10.000' lerce kitap var. Bunun yanında günlük gazeteler ile aylık dergilerin de, e-kitap versiyonları var.

Örnek olarak Hürriyet gazetesini her gün bayiden alırsanız size aylık maliyeti 17,00TL olurken, e-kitap biçim inde (formatında) satın alırsanız aylık abonelik sadece 2,00TL. Yine Nedim Şener' in “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” adlı kitabının basılı olanının satış fiyatı 19,00TL iken, e-kitap biçiminde olanının satış fiyatı 9,50TL.

Bu fiyatların ilerleyen dönemde daha da düşeceği kanısındayız. Zira şu anda Maliye Bakanlığı' ndan görüş bekleyen çevrimiçi kitap satış firmaları, riske girmemek için halen e-kitapları yazılım olarak değerlendirip %18 KDV ile satmaktadırlar. Bakanlığın olumlu görüş bildirmesi halinde e-kitaplar da normal kitaplar gibi %8 KDV ile satılabilecektir.

E-Kitapların yaygınlaşması ile kağıt tüketimi azalacak, dünyayı sarsan çevre felaketlerinin önüne de geçmek mümkün olabilecektir. Özellikle her sene okullarda öğrencilere dağıtılan ders kitaplarının elektronik ortama taşınması, sağlanacak tasarruf bakımından ülkemiz adına çok önemlidir. İlkokula başlayan öğrenciye verilecek e-kitap okuyucu cihaza, öğrencinin üniversiteden mezun oluncaya kadar ihtiyaç duyacağı tüm kitapları kolayca yüklenebilecektir. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı' nın pilot illerde çalışmalar yaptığı bildirilmekte.

Kültür Bakanlığı arşivinde bulunan kitaplar ile telifi kendisine ait kitapları, ücretsiz olarak e-kitap biçiminde sitesinde dağıtmaya başladı. Umarız Milli Eğitim Bakanlığı da bu kervana katılır ve özellikle Hasan Ali Yücel Klasikleri gibi telifi ortadan kalkmış klasik eserleri e-kitap olarak öğrencilerin kullanımına açar.

E-Kitaplar rekabetçi fiyatları ile korsan kitap olgusunu da ortadan kaldıracaktır. Bu nedenle yayınevleri ve Devlet tarafından desteklenmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Yayınevleri e-kitaplara karşı olmak yerine teknolojiyle barışık olmaları durumunda, bu devrimi bir fırsata dönüştürebilirler. Zira telifli kitaplar, e-kitap olarak satılırken şifrelenmekte ve sadece satın alan kişinin cihazında çalışmaktadırlar. Dolayısıyla korkular yersizdir.

Ayrıca ülkemizde okuyucusu pek fazla olmayan yüzlerce konuda kaynak eser mahiyetinde olan ve yeni basıları olmayan kitapçılarda da stokları tükenmiş binlerce eser var. Bunların yeniden basılması, maliyetler nedeni ile mümkün olmadığından kitaplar ancak sahaflarda aranarak bulunabiliyordu. Halbuki e-kitapların basım maliyetleri olmadığından; yayımlanması için pek az masraf gerekmektedir. Bu nedenle baskısı tükenmiş, az satan kitaplar için e-kitaplar uygun bir çözüö olmaktadır.

Geleceğe, bilgiye sahip olan ve onu kullanmasını bilen toplumlar yön verecektir. Bunun yolu da ancak ve ancak okumaktan geçer. E-kitaplar sadece ülkemiz için değil tüm dünyada insanlık için büyük fırsatlar sunmaktadır.

18 Şubat 2011 Cuma

BİLGİ GÜVENLİĞİ

Günümüzde bilgisayarların girmediği alan kalmadı gibi. Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede dahi, birçok Kamu Kurumu' nda işler bilgisayarlar ve bunların bağlı oldukları veritabanaları üzerinden takip edilir oldu. Bugün herhangi bir bankada hesap açtırdığınızda; şubede bulunan bilgisayar ile bankanın otomasyon merkezinin bulunduğu yerdeki ana sunucu bilgisayarlar arasında gözlerinizi açıp kapayıncaya kadar iletişime geçilmekte, hakkınızda birçok veri alışverişi yapılmaktadır.

Üye olduğunuz internet siteleri, sosyal güvenlik kurumunuz, sağlık sigortanız, ÖSYM, meslek örgütleriniz, bankalar, kredi kartı şirketleri ve daha akla gelmeyecek onlarca yer hakkınızdaki birçok bilgiyi depoluyor. Peki bu bilgiler ne kadar iyi korunuyor, yanlış kişilerin eline geçmesi nasıl önleniyor. İşte bu hususlar “Bilgi Güvenliği” dediğimiz uzmanlığın alanını oluşturuyor.

Gelişmiş Batı ülkelerinde bundan yaklaşık on yıl öncesinde; “Bilgisayar Mühendisliği” mesleği ortadan kalktı, daha doğrusu birçok alt mühendislik doğurarak ismen kayboldu. Artık tüm dünyada Yazılım Mühendisliği, Donanım Mühendisliği, Ağ Mühendisliği gibi onlarca mühendislik eskiden Bilgisayar Mühendisliği' nin yaptığı tüm işleri ayrı ayrı uzmanlıklar olarak yürütüyorlar. Bunlardan belki de en önemlilerinden biri de Bilgi Güvenliği konusunda çalışan mühendisler, uzmanlar.

Internet Ansiklopedisi Wikipedia' da Bilgi güvenliği; bilgileri izinsiz erişimlerden, kullanımından, ifşa edilmesinden, yok edilmesinden, değiştirilmesinden veya hasar verilmesinden koruma işlemi olarak tanımlanır. (http://tr.wikipedia.org/wiki/Bilgi_g%C3%BCvenli%C4%9Fi)

Türk Standartları Enstitüsü TSE tarafından Türkçe'ye çevrilerek yayınlanan TS ISO/IEC 27001:2005 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi Standardı da, bilgi güvenliğini üç başlık altında inceler:

* Gizlilik : Bilgilerin yetkisiz erişime karşı korunması
* Bütünlük : Bilgilerin eksiksiz, tam, tutarlı ve doğru olması
* Kullanılabilirlik : Bilgilere yetkililerce ihtiyaç duyulduğunda erişilebilir olması

Örneğin bugün ÖSYM' nin elinde son otuz yılda üniversite sınavlarına girenlerin tümünün fotoğrafları, imzaları sayısal olarak taranmış şekli ile mevcuttur. Ya da daha kapsamlı veritabanları olarak UYAP, SEÇSİS, TAKBİS ile MERNİS örnek olarak verilebilir. Türkiye Cumhuriyeti üzerinde yaşamış ve halihazırda yaşayan herkesin sahip oldukları vatandaşlık numaraları Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü' nün veritabanında bulunmaktadır. Bu veritabanına daha sonra yapılan eklemeler ile vatandaşların kimlik bilgileri yanında adres bilgileri de işlenmiştir. Artık çocuğunuzu okula kaydederken bile aldığımız ikametgahlar, Nüfus Daireleri' nden verilmekte.

Kimlik Paylaşım Sistemi ile; ilgili Kamu Kurum ve Kuruluşları, vatandaşların kimlik ve adres bilgilerinin depolandığı veritabanlarına internet üzerinden ulaşabilmekte, yetkilendirildikleri ölçüde sorgulamalar yapabilmektedirler.



Bu ve benzeri uygulamalar çok yararlı oldukları gibi, bilgi güvenliği sağlanamaz ise vatandaşlar için kabus olabilir. Basından öğrendiğimiz kadarı ile Türkiye' de kamunun elindeki veritabanlarında bilgi güvenliği zaafiyeti mevcuttur. Zira MERNİS veritabanı bazı kötüniyetli kişilerce kırılmış, vatandaşlara ait kimlik ve adres bilgileri kopyalanmıştır. Kopyalanan bu veritabanları yazılan çeşitli programlarda kullanılmış ve bu programlar da alacaklı şirketler ile icra işleri yoğun olan avukatlara satılmıştır. Yine tüm ülke çapındaki taşınmazların kayıtlarının tutulduğu TAKBİS veritabanı için de benzer iddialar mevcuttur. Böylece anılan programları bilgisayarlarına kuranlar, bulmak istedikleri kişinin adres sorgulamasını bürolarından yapabilecek hale gelmişlerdi. Kolluk kuvvetlerinin yapmış olduğu teknik takip neticesinde; bu programları satanlar ve kullananlar tespit edilerek, haklarında yasal işlem başlatılmıştır.

İşin korkutucu yanı ise, bu veritabanları kopyalanabiliyorsa; teknik olarak üzerlerinde değişiklikler de yapılabilir.

Bu ve benzeri tehlikelere binaen 1972 yılında TÜBİTAK enstitülerinden biri olan Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü kurulmuştur. Bu Enstitü, kalifiye personeli ve uluslararası alanda kabul görmüş altyapısı ile bilgi güvenliği, haberleşme ve ileri elektronik alanlarında teknolojik çözümler üretmekte ve uygulamaktadır. (http://uekae.tubitak.gov.tr/home.do?ot=1&sid=2)

Ülkemiz her alanda olduğu gibi bu konuda da yetişmiş insanlarını, verimli bir şekilde kullanamamaktadır. UEKAE ürünü olan Pardus İşletim Sistemi, maalesef hala kamu kurumlarında yaygın olarak kullanıma alınamamıştır. Birkaç üniversite, ASAL ve RTÜK gibi kurumlar PARDUS' un Kurumsal sürümünden yararlanmaktadır.

İşletim Sistemi, Bilgi Güvenliği için en önemli olgudur. Zira siz Adliyelerde yabacı ülke kaynaklı işletim sistemi kullanıyorsanız; UYAP' ınız istediğiniz kadar milli olsun, orda bilgi güvenliğini sağlayamazsınız. Aynı şey MERNİS, TAKBİS, SEÇSİS ve benzeri sistemler için de geçerlidir.

Çünkü işletim sisteminiz içerisinde bir arka kapı varsa, bu kapıyı oraya koyanlar istedikleri şekilde sisteminize müdahale edebilirler. Arka kapı da nedir ki diye sorarsanız;

Bilgisayar üzerinde sıradan incelemelerle bulunamayacak şekilde, normal kimlik kanıtlama süreçlerini atlamayı veya kurulan bu yapıdan haberdar olan kişiye o bilgisayara uzaktan erişmeyi sağlayan yöntemler, arka kapı olarak adlandırılmaktadır. Arka kapılar, çoğunlukla Truva atları ile karıştırılabilmektedirler. Her ikisi de hedef sisteme sızmaya yaraya kötü amaçlı yazılımlardan; Truva atı, faydalı bir program gibi gözükürken; arka kapı, sadece sisteme erişimi sağlayan gizli yapılardır. Arka kapılar kimi zaman, sistemi geliştiren programcı tarafından test edilen sisteme erişmek amacıyla kullanılan fakat daha sonra unutulan açıklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumun bir şekilde farkına varan kötü niyetli kişiler, bu yapıları kullanabilirler. Hatta bu tip arka kapılar bazen programcı tarafından kasten bırakılabilmektedir. Arka kapı konusunda en ünlü iddialardan biri de Microsoft’un, Windows işletim sisteminin bütün sürümlerinde NSA (National Security Agency – Amerikan Ulusal Güvenlik Teşkilatı) için bir arka kapı yerleştirdiği iddiasıdır. Bu iddia, Microsoft’un bütün sürümlerinde bulunan CryptoAPI yapısında, _NSAKey adına ilave bir giriş anahtarın bulunmasıdır. (http://www.telekom.com.tr/v2/faydali-bilgiler/185-arka-kapilar-backdoors)

Kamu' da Bilgi Güvenliği konusunda yaşanan sıkıntılar ve bilgi eksikliğini gidermek amacı ile, TUBİTAK UEKAE tarafından Ulusal Bilgi Güvenliği Kapısı adlı bir internet sitesi kurulmuştur. http://www.bilgiguvenligi.gov.tr/ adresinde faaliyet gösteren bu site ile UEKAE, yapmış olduğu araştırmalarla elde ettiği neticeleri ve güncel güvenlik açıklarını günlük olarak yayımlamaktadır. Örneğin 09.09.2010 tarihinde yayımlanan bir makalede; antivirüs yazılımları kullanan kamu ve özel kurumlar uyarılmış ve bu antivirüs programlarının güncellenmesi sırasında bilgisayarın harddisk görüntüsünün bir örneğinin de yabancı ülkelerde bulunan sunuculara gönderildiği tehlikesine dikkat çekilmiştir. (http://www.bilgiguvenligi.gov.tr/zararli-yazilimlar/ulusal-guvenlikte-antivirus-tehdidi.html)

Kamunun elinde bulunan tüm bilgisayarların işletim sistemlerinin milli yazılımlar ile değiştirilmesi, Bilgi Güvenliği konusunda yapılacak ilk adım olmakla beraber kesinikle tek adım değildir. Bu konuda yetişmiş olan uzmanlarımıza kulak verilerek, UEKAE gibi kurumlar daha etkin kullanılmalıdır. Aksi halde KPSS sorularının çalınması vb çok olay yaşarız.

29 Temmuz 2010 Perşembe

HEPSİ BİR ARADA (ALL IN ONE) BİLGİSAYARLAR

Bilgisayarların geçmişine baktığımızda ilk bilgisayarların 1950' li yıllarda geliştirildiği ve bir oda büyüklüğünde olduğunu görürüz. O zamanlarda günümüz işlemcileri olmadığı gibi transistör dahi yoktu ve ampuller kullanılıyordu. Önce transistörün daha sonra ise yonganın icadı, bilgisayar dünyasını günümüze kadar getiren baş döndürücü gelişmelerin önünü açtı.

Ancak tüm bu teknolojik ilerlemeler evlere bilgisayarın girmesini sağlayamamıştı. Ta ki 1981 yılında devrim niteliğinde olan kişisel bilgisayar (PC - Personel Computer) kavramı ortaya atılıncaya kadar. 1981 yılında ilk PC' lerin üretilip satışa sunulması ile insanlığın gerçek anlamda bilgisayar hayatına girdi ve o günden bugüne de her geçen gün ile hayatımızdaki etkisi artıyor.

Kişisel bilgisayar denilince; kasa, ekran, klavye ve fareye sahip masaüstü bilgisayarlar anlaşılmaktaydı. Daha sonra dizüstü (laptop) bilgisayarların da üretilmesi ile onlar da kişisel bilgisayar tanımının içine girdi.

Daha küçük işlemcilerin üretilmesi, dizüstü bilgisayarların daha da ufalarak netbook denilen yeni bir türün doğumuna neden oldu. Bunlar gerek boyutlarının küçüklüğü ile hafiflikleri, gerekse de ucuz oldukları için çok büyük satış rakamlarına ulaştılar.

Tüm bu gelişmeler masaüstü bilgisayar satışlarının dramatik şekilde azalmasına neden oldu. Firmalar bu düşüşün önüne geçmek için yeni ürün arayışlarına girdiler ve sonuçta Hepsi Bir Arada (all in one) Bilgisayarlar olarak tanımlanan yeni bir tür doğdu.

Hepsi Bir Arada Bilgisayarlar, temel olarak masaüstü bilgisayarlardır. Ancak birçok yönü ile dizüstü bilgisayarların sahip oldukları teknolojileri üzerlerinde barındırırlar.

Bu tür bilgisayarlar, kısaca tanımlamak gerekirse yalnızca dokunmatik bir ekrandan oluşmaktadır. Normal bilgisayarlarda kasanın içinde bulunan anakart, işlemci, hafıza, sabit disk, ekran kartı, DVD yazıcı vb bileşenlerin tamamı ekranın arkasındaki kısıma gizlenmiştir. Klavye ve fare ise istenirse takılmaktadır.

Aşağıda çeşitli firmalarca üretilmiş hepsi bir arada bilgisayar modellerinden birkaçının resimlerini görebilirsiniz.



Windows 7 ile birlikte Linux' çuların belli süreden beri sahip oldukları çoklu dokunmatik (multi-touch) ekran uyumu, Windows' da da sağlandı. Yani artık bir dosyayı açmak için fare ile imleci üzerine getirip çift tıklamanıza gerek yok. Fare yerine parmağınızı direk ekran üzerinde kullanabiliyorsunuz. Tabii bunun için bahsettiğim tür bir bilgisayara ihtiyacınız var.

Hepsi Bir Arada Bilgisayarların çoğu, 22 inch ve üzeri oldukça büyük dokunmatik ekranlar ve zarif tasarımları ile tüketicinin karşısına çıkıyorlar. Yine çoğunda kablosuz klavye ve fare standart olarak bulunuyor.

Bürolarında görüntü ve ses kirliliği istemeyen, ancak dizüstü bilgisayarları da kullanışsız (örneğin benim için ekran ve klavyeleri küçük) bulan meslektaşlarımız için Hepsi Bir Arada Bilgisayarların iyi bir alternatif olacağını düşünmekteyim.

5 Nisan 2010 Pazartesi

SOSYAL AĞLAR

Bu sayıdaki inceleme konumuz, internet ortamında gün geçtikçe sayıları artan facebook, twitter, myspace vb sosyal ağ uygulamaları.

Internet Ansiklopedimiz ve her zamanki başvuru kaynağımız Vikipedi' ye göre Sosyal Ağlar: Bireyleri internet üzerinde toplum yaşamı içinde kendilerini tanımlayarak, aynı kültürel seviyesinde rahatlıkla anlaşabilecekleri insanlara internet iletişim metotları ile iletişime geçmek için ve aynı zamanda normal sosyal yaşamda yapılan çeşitli jestleri simgeleyen sembolik hareketleri göstererek insanların yarattığı sanal ortamdaki sosyal iletişim kurmaya yarayan ağlara "sosyal ağlar" denilmektedir.

Bu teknik tanımın ardından olayı biraz açarsak, sosyal ağlar insanların sanal ortamda bir araya geldikleri ortamlardır. Bu ortamların bazılarında insanlar yeni arkadaşlıklar ararken, bazılarında ise eski arkadaşlarını arayabilir.

Sosyal Ağların iyi ve kötü yanları bulunmaktadır.

Sosyal ağların yararları:

- İstediğiniz zaman bilgiye ulaşabilirsiniz. Bu siteleri sadece muhabbet ortamı olarak nitelemek son derece yanlış olur. Kişiler makalelerini, araştırma sonuçları vb birçok değerli bilgiyi de bu ağlarda dolaşıma sokabiliyorlar.

- Eski arkadaşlarınızı bulabileceğiniz gibi yeni arkadaşlıklar da edinebilirsiniz. Özellikle ülkemizde insanların eski arkadaşlarına ve dostluklarına çok değer verdikleri sosyal ağların kullanılış şekli ve kullanıcı sayısındaki fazlalık ile ortaya kondu. Biz millet olarak dostlarla muhabbet etmeyi çok seviyoruz. Yeni arkadaşlıkları da diğer milletlere göre çok daha rahat kurabiliyoruz.

- Gruplar kurabilir ve de çeşitli düşünceler ortaya koyabilirsiniz. Örneğin “Tuz Gölü' nü Kurtarma ve Yaşatma Topluluğu” kurabileceğiniz gibi, “Maket Araba Sevenler Topluluğu' na” da katılabilir, etkinliklerini takip edebilirsiniz.

- Ruh ikizinizi ve partnerinizi bulabilirsiniz. Gittikçe zorlaşan hayat koşulları, insanları daha çok saatler boyunca çalışmak zorunda bırakıyor. Hayatının büyük bölümünü işyeri ve evi arasında geçiren bireylerin, yeni arkadaşlıklar edinebilmesi için ayıracak zamanları da oldukça sınırlı. Burada devreye sosyal ağlar giriyor; böylece insanlar ilk gerçek buluşmaya kadar geçecek zamanda birbirlerini daha iyi tanıma imkanı buluyorlar.

- Zaman ve mekan kısıtlamalarını ortadan kaldırıyor. Sosyal ağların en iyi yanı da bu olsa gerek. Norveç' deki akrabanızla ve yan komşunuzla muhabbet ederken İstanbul' daki kardeşinizin de katılımı ile dörtlü tamamlanır ve okeye oturabilirsiniz.

Sosyal ağların zararları:

- Gerçek Sosyalleşmeyi bitirir. Bu yadsınamaz bir gerçektir, zira evde olmanın rahatlığı ile saatlerini ekran başında geçiren bireyler bir süre sonra bu alışkanlıklarının kurbanı olmaya başlıyorlar. Birçok tanıdığım, tatilde bile ellerindeki cep telefonları ile sosyal ağlara bağlanıp, arkadaş ortamlarından uzak kalmıyorlar.

- Çeşitli tuzaklar olabilir. Özellikle ünlü kişiler olduklarını söyleyip, insanları dolandırmaya çalışan kişilerin sayısı oldukça fazla.

- Bu siteler çocuklarınızı aptallaştırabilir. Kentlerin büyüyüp de çocuklar için sokak yaşamı bitince; artık hayatları televizyon, bilgisayar, oyun konsolu vb arasında geçemeye başladı. Sadece internet değil, bu saydıklarımızın tümü çocukları işlenmiş/hazır bilgi bombardımanına tabi tutuyor. Eğer çocukta dış etkenler ile yaratıcılık ve araştırma/öğrenme becerileri de yeterince gelişmemişse aptallaşma söz konusu olabiliyor.

-Bazı hackerlarla karşılaşabilir ve de güvenliğinizi tehlikeye atabilirsiniz. Bilgisayarların hayatımıza girmesi ile özel hayatın gizliliği ve kişisel bilgilerin korunması neredeyse imkansız hale geldi. Dolayısıyla kişisel bilgilerimizi depolarken son derece dikkatli olmamız gerekiyor. Yani kısaca internet bağlantınız varsa; kredi kartı bilgilerinizi, banka kartlarınızın şifrelerini, internet bankacılığı şifrelerinizi vb asla ve asla bilgisayarda saklamayın.

Sosyal Ağları genel olarak inceledikten sonra gelelim sosyal ağ uygulamalarının en çok bilinenlerine:

1)Facebook: Sosyal ağ denince akla ilk gelen sitedir. Zira bu işin kurucuları arasında yer alırken, kullanıcı sayısında kırdığı rekorlar ile bunun ürünlerini de toplamayı başardı. Ülkemizde de en çok tercih edilen sosyal ağ uygulamasıdır. Facebook' un başarısı, kullanım kolaylığı ile basit programlama altyapısıdır. Böylece işi bilen her kullanıcı facebook üzerinde çalışan kendi uygulamalarını da yazabilmektedir. Bunlar farmville, tavla, okey gibi oyunlar olabileceği gibi, kitaplık gibi programlar da olabilir.

Facebook' da tatilde çektiğiniz video ve resimleri arkadaşlarınızla paylaşabileceğiniz gibi beğendiğiniz bir müzik parçasını veya gazete makalesini de paylaşabilirsiniz. Her gün yüzlerce yeni uygulama kullanıcılarca eklendiği için facebook da neler yapabileceğinizin sınırı yok. En iyisi kullanıp deneme yanılma yolu ile öğrenmek. Facebook uzun bir süredir Türkçe olarak da hizmet vermekte.

2)Twitter: Aslında Twitter' ı ufak bir günlük olarak tanımlamak daha uygun olur. Facebook' daki Durum kısmının karşılığı gibidir. Yani şu anda “Adliyede, duruşmalar arasında koşuşturuyorum” gibi anlık durum iletilerinin paylaşıldığı bir sitedir. Twitter internet dünyasının sms' dir. Benim ne yaptığımdan kime ne demeyin, günümüz gençliği bu olaya bayılıyor. Yeni neslin yaşamı her hali ile çevrimiçi (online).

3)Myspace: Bu site de Facebook' un benzeridir. Ancak facebook' un önlenemez yükselişi karşısında çıkışı müzik alanında uzmanlaşması ile aramaktadır. Burda da kendinizi anlatığınız, müzik ve resim paylaştığınız yerler var. eski ve yeni arkadaşlarınız da yanı başınızda.

4)Google Friend Connect: Bu da benzer siteler gibi arkadaşlıklar ve paylaşım üzerine. Google hesabı olan kullanıcılar için ideal olabilir, zira kayıtlı arkadaşlarınız ile kolayca bir topluluk oluşturabilirsiniz.

5)Linkedin: Eski ve yeni arkadaşlıklar temel olmakla beraber; ek olarak mesleki yönünüzün de öne çıkabildiği bir sistem. Çevrimiçi iş başvuruları yapılabildiği gibi konularında uzman kişilere sorular da sorabiliyorsunuz.

6)Hi5: Arkadışlıklar ve oyun üzerine yoğunlaşmış bir site.

7)Ning: Günlük, tartışma panoları, sohbet ve arkadaşlık üzerine bir site. Çok farklı görsel tasarımları ve tasarım serbestisi ile öne çıkıyor.

8)Tagged: Arkadaşlık üzerine bir site.

Günümüz yayın araçları arasında internetin etkisi hızla artmakta. Pek yakın gelecekte reklamların daha da internet üzerine kaymasına tanık olacağız. Zira internette hedef müşteri kitlesine ulaşmak daha kolay. Yukarıda kısaca bahsettiğimiz sitelerin nihai kullanıcı olan bizlere ücretsiz hizmet sunmalarının ardında yatan sır da bu zaten. Kimlik bilgilerimizi ve kişisel özelliklerimizi reklam veren şirketlere satıyorlar. Bu sayede elde ettikleri paralar ile de bu sitelerin maliyetlerini karşılıyorlar.

Örneğin çok ayakta kalan kişilerin (öğretmen, hemşire vb) facebook sayfalarında varis çorabı reklamları çıkarken, 10-11 yaşındaki erkek kullanıcıların sayfalarında oyun reklamları çıkmakta.

Sosyal Ağlar, teknolojinin hayatımıza kattığı renklerden. Deneyin, pişman olmazsınız.

20 Kasım 2009 Cuma

ÇEVRİMİÇİ OFİS UYGULAMALARI

Bu makalemizin konusu Çevrimiçi (Online) Ofis Uygulamaları olmakla beraber, daha önce ele aldığımız Flash Disklerden Yayılan Virüsler konusunda meslektaşlarımın oldukça fazla sorusu ile karşılaştım. Dolayısıyla öncelikle o konuda müphem kalan bazı noktaları açıklamak isterim.

Bize yöneltilen soru ve eleştirilerin merkezinde, Windows kullananların Flash Disk virüslerinden nasıl etkili bir şekilde korunabileceği yer almaktadır. Windows yüklü bilgisayarların olmazsa olmazı etkili bir virüs programıdır. Bu programların sanılanın aksine illaki para ile satılan ticari programlar olması gerekmez, Avast gibi ücretsiz virüs koruma programları da işinizi görür. Ancak hiçbir programın %100 oranında koruma sağladığını söylemek mümkün değildir. Zira virüsler çok sayıda ve gün geçtikçe yenileri sanal aleme ekleniyor.

Flash Disklerden Yayılan Virüsler de ise temel sorunumuz, siz diski USB girişine takar takmaz; virüsün aktif hale gelebilmesi. Bu da önce virüs taraması yapmamızı engelliyor. Dolayısıyla sistemde yüklü olan virüs koruma programının bağlanan aygıtları otomatik tarama özelliği olması ve bu özelliğin de açık olması gerekiyor.

İnternette arama yaptığınızda Flash Disk Virüsleri ile başa çıkma için önerilen en etkili yöntemin Windows' un flash diskleri takılır takılmaz okumaya; dolayısıyla da içindeki programları (ve tabii virüsleri de) çalıştırmaya başlamasının engellenmesi olduğu görülür. Bu yöntem Windows' un Kayıt Kütüğü (Regedit.exe)' nde değişiklik yapılmasını gerektiriyor. Ancak ben bu yöntemi anlatmayacağım; zira doğru yapılmadığı takdirde sistemin çökmesi ile sonuçlanıyor.

Bu konuda son olarak söylememiz gereken şey ise; virüs koruma programının güncelleme ayarlarının açık olması zorunluluğudur. Aksi halde bugün yüklediğimiz virüs koruma programı bir hafta sonra işe yaramaz hale gelebiliyor.

Çevrimiçi Ofis Uygulamaları' na gelirsek; bunlar internet siteleri üzerinden çalışan ve bürolarda kullandığımız Word, Excel vb programların yaptıkları tüm işleri yapabilen uygulamalardır. Ben bunlardan ücretsiz ve tüm dünyada en çok kullanılanlarından ikisini sizlere tanıtmaya çalışacağım.

Ancak öncelikle bu uygulamaların ne işe yaradığını daha somutlaştırmak istiyorum. Sürekli olarak yanınızda büronuzda bulunan belgeleri taşımak istemiyorsanız, dünyanın neresine gidersem gideyim belgelerim elimin altında olsun diyorsanız; ayrıca sadece ben değil büromda çalışan diğer kişiler de bu belgelere ulaşabilsin hatta üzerinde değişiklik yapabilsin diyorsanız bu uygulamalar sizin dertlerinize deva olacaktır.

Bu işe dünyada ilk başlayanlar arasında Google Şirketi bulunuyor; tamamen Türkçe olarak hizmete sundukları “Google Dokümanlar” a http://docs.google.com adresinden ulaşabilirsiniz. Herhangi bir Google hesabınız varsa (örneğin gmail, blogger vb) direk onun kullanıcı adı ve şifresi ile bu hizmetten de yararlanabilirsiniz. Google hesabınız yoksa kayıt olmanız gerekiyor. Uygulamaya girdikten sonra aşağıdaki gibi bir ekran görüntüsü sizi karşılar.



Görüntünün sol kısmında benim oluşturduğum klasörler, sağ tarafında ise kaydettiğim belgeler yer alıyor. Birkaç denemeden sonra sizde kendi belgelerinizi oluşturup, kaydedebilirsiniz. Çalışma mantığı yerel bilgisayarımızdaki gibi, ayrıca takıldığınız yerlerde Türkçe yardım da alabilirsiniz.

Belge oluşturmak, yazmak, değişiklik yapmak tamamen yerel bilgisayarımızdaki gibi; bunu örnekle açıklamamız gerekirse aşağıdaki resim bize yardımcı olacaktır.



Görüldüğü üzere, sanki bir ofis programı kullanıyormuş gibi belgeler üzerinde çalışmak mümkün. Bu belgelerin bulunduğumuz yerdeki yazıcıya aktarılması ise “Yazdır” düğmesi veya Dosya – Yazdır komut sırası ile oluyor.

Bu uygulamaların en güzel yönü kullandığınız bilgisayarda ofis programları yüklü olmasa da siz internet üzerinden belgelerinize ulaşıp, onlar üzerinde işlem yapabiliyorsunuz.

Google depolayabileceğiniz dosya türleri konusunda oldukça esnek, yani sadece Word belgeleri değil, Excel tabloları vb birçok belge de saklanabiliyor/işlenebiliyor. Özellikle faiz hesaplama tabloları benim çok işime yaramıştır.

Ayrıca “Google Takvim” i kullanarak randevularınızı (duruşma bilgileri, büro danışmaları) da internet üzerinde saklayıp düzenleyebilirsiniz. Bilgisayarınızda sık sık sistemin çökmesi ile karşılaşıyorsanız veya birden fazla avukat ortak olarak çalışıyorsanız; Google Takvim tam size göre. Böylece tüm büro çalışanları tek takvim üzerinde aynı anda farklı yerlerde olsa bile çevrimiçi olarak ulaşabilir, değişiklik yapabilir. Buna ilişkin ekran görüntüsü de aşağıda:



Google' ın en büyük rakibi Microsoft da sanal ofis uygulamalarında geri kalmamak için “Office Live” adında bir hizmeti yine ücretiz ve tamamen Türkçe olarak kullanıcıların hizmetine sundu. Yurt dışında birçok firma, sürekli yeni sürümü çıkan ofis programlarına para vermek yerine Microsoft' dan Office Live üzerinden hizmet alımı yapmakta.

Bu uygulamaya da http://workspace.officelive.com/tr-tr/ adresinden ulaşabilirsiniz. Yine herhangi bir Windows Live hesabınız varsa (örneğin MSN, Hotmail vb) onunla giriş yapabilirsiniz, yoksa burada da kayıt zorunlu.

Eğer büronuzda Microsoft Office programlarını kullanıyorsanız bu uygulamanın kullanımı size daha kolay gelecektir. Çünkü çalışma penceresi Office programlarının aynısı. Ayrıca indireceğiniz bir eklenti ile büronuzdaki Office programının içine Office Live komutları da eklenecektir (Office Live' a kaydet, Office Live' dan aç vb).

Bu uygulamaya girdiğimizde karşımıza çıkan ekran görüntüsü aşağıda:



Belgelerle çalışırken ki görüntülerde aşağıda:



Bu iki uygulama da nitelik olarak hemen hemen birbirine yakın hizmet veriyor. Ancak Google daha çok dosya biçimiyle çalışma olanağı sunuyor. Özellikle benim gibi özgür yazılımlar kullananlar (Open Office vb) için bu olmazsa olmaz.

1 Eylül 2009 Salı

İLKÖĞRETİMİMİZ NE KADAR ÇAĞIN GEREKLERİNE UYGUN ?

Bu sorun hemen hemen tüm toplumların kendilerine sordukları bir soru. 7 – 8 sene öncesinde İngiltere' de yaşadığım zamanlarda; bu tartışmalar çok yoğun olarak yapılıyordu. İngiltere' de bizimkinin aksine ilköğretimde çocuklara pek yüklenmezler. Tabii ki öncelikle okuma yazma becerisi geliştiriliyor. Ancak bunda da başarı pek yüksek değil, zira konuşma dili ile yazma dilinin farklılığı; öğrencileri çok zorluyor. Yapılan araştırmalar da günümüzde dahi, “umbrella” gibi basit bir kelimeyi dahi yazmakta zorlanan lise öğrencilerinden bahsediliyor.

İlköğretimde basit şekilde matematik ve geometri, tarih, sosyal bilgiler dersleri ile yetiniyorlar. Genelde el becerileri, beden eğitimi, resim, müzik gibi derslere ağırlık veriliyor. Kıta Avrupası' nda da durum benzer.

Bizim sistemimiz biraz Uzakdoğu ülkelerine, özellikle de Japonya' ya benziyor. Ancak onların çok zor olan resim yazılarını öğrenme mecburiyeti, biraz da sistemlerini buna zorluyor. Uzakdoğu ülkelerinde bir kişinin okuma ve yazmayı sökmesi için kabaca iki bine yakın şekli öğrenmesi gerekiyor.

Hal böyle iken bu ülkelerde de spor hayatın vazgeçilmezleri arasında. Sporun bir yaşam biçimi olarak insanların hayatlarına işlenebilmesi için daha anaokulu yıllarında çocukları sporla şekillendiriyorlar.

O ülkelere gidenler muhakkak rastlamıştır; sabahları parklar, yol kenarları spor yapan insanlarla doludur. Bu alışkanlığın kazanılması, okul yıllarında sabahları güne kültür fizik hareketleri ile başlanılmasının sonucudur. Örneğin Japonya' da istisnasız tüm öğrenciler, tüm öğretmenleri ile birlikte derslere girmeden önce toplu halde kültür fizik hareketleri yapıyorlar. “Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur” anlayışının iyi bir uygulaması.

İnsan psikolojisi üzerine çalışan uzmanlar tarafından yapılan araştırmalara göre; bir davranışın, eylemin, hareketin vs alışkanlık haline gelebilmesi için en az yüz elli defa yapılması gerekiyormuş. Bundan sonra ise o davranış kişinin alışkanlıkları içine giriyormuş.

Sporun ek bir güzelliği daha var, spor da vücuttaki kas yapısı, hormon dengelerinin vb etkisi ile bağımlılık yapan davranışlardan. Yine yapılan araştırmalara göre düzenli spor yapan kişilerin; bir süre sonra beden kimyalarının değişip, yaptıkları spor nedeniyle sağlıklarındaki bedeni ve psikolojik olumlu etki bir yana, bağımlı da olduklarını gösteriyor. Dünyadaki en güzel bağımlılıklardan biri de bu olsa gerek.

Ben de uzun yıllar düzenli olarak spor yaptım. Çok soğuk günler dışında, yaz kış demeden yüzen bir ekibin üyesiydim. Halen de fırsat buldukça onlara takılıyorum, ancak küçük olan çocuklarımın yaşamımda yaptığı değişikliklerden biri de her sabah 05:00 – 06:00 saatleri arasındaki yüzme alışkanlığıma ara verme zorunluluğu. İlk başlarda insan sabahın erken saatlerindeki soğuk denizi garipsese de, bir süre sonra vücut o soğukluğu istemeye başlıyor.

Batılı devletlerde eğitimin kişilerin yaşamına kattığı/katması gereken artı değerler çok tartışılıyor. Bizde de benzer tartışmalar, Türk Devrimi' nin ilk on yılında çok yapılmış idi. Atatürk' ün sağlığında köy çocuklarının ilkokulu bitirmelerinin ardından köye döndükleri zamanki yaşantıları gözlenmiş ve çocukların okullarda öğrendiklerini, yaşamlarında uygulayamadıkları, öğrendiklerini bir süre sonra unutmaya başladıkları, hatta hatta bazılarının okuma yazmayı bile unuttukları tespit edilmiş idi.

Bu bulgular, devrimin lider kadrosunu çok telaşlandırmış ve süratle bir çözüm arayışına itmiştir. İşte bu arayışların sonucu da Köy Enstitüleridir. Köy Enstitüleri Türk Devrim Tarihi ile Milli Eğitimimizin altın sayfaları arasındadır.

Bu okullarda derslere muhakkak halk oyunları ile başlanır ve spor etkinlikleri yapılırdı. Ders programlarını incelendiğinde ise el becerileri ve kişinin yaşamında uygulayabileceği pratik konuların işlendiğini görüyoruz. Okuma yazma öğrenimi, tarih, edebiyat, müzik gibi ortak derslerin yanında, diğer dersler bölgeden bölgeye okuldan okula farklılık göstermekte idi.

Örneğin Akdeniz Bölgesi' nde turunçgil tarımı ağırlıkta, dolayısıyla tarım derslerinde bu bölgedeki enstitülerde narenciye tarımı ile ilgili bilgiler verilmekte idi, İç Anadolu Bölgesi' nde ise hububat tarımı ile ilgili vb.

O dönemde bu okullardan yetişmiş birçok öğretmen, avukat gibi çeşitli meslek sahibi insanlarla tanışma onuruna sahip oldum. Hele bir tanesi 90 yaşın üzerine bir bayan öğretmendi. Kendisi anılarını bana şu şekilde dile getirmiş idi: “Biz öyle yetiştik ki, tayin olup da görevlendirildiğimiz köylere gittiğimizde okul binası yok, lojman yok, sıra yok demedik. Derhal kolları sıvayıp işe giriştik, bizim iş yaptığımızı gören köylü zaten öz kültüründe olan imece ile yardımımıza koştu. Okul binamızı, masa ve sıralar gibi eğitimde gerekli olan şeyleri yaptığımız gibi, köylerde su kanalları, sağlık ocakları gibi kalıcı eserlere de öncülük ettik.”

Şimdi o hocanım gözümün önüne geliyor da, birçok ustadan daha iyi elektrik ve sıhhi tesisattan anlar, harç karma konusunda birçok sıva ustasını yaya bırakırdı. Şu an sağlık durumu bu işlere uygun olmasa da kafa halen çok dinç.

Biz bu güzel örnekleri yaşatamaz ve kendi ellerimizle birer aydınlanma ocağı olan bu enstitüleri kapatırken, bizim modelimizi örnek alan Çin, İsrail gibi ülkeler bu eğitim sisteminden oldukça yararlandılar. Örneğin İsrail' in bakanlık da yapan ünlü generallerinden Moşe Dayan, kibbutzlarda yetişen başarılı örneklerdendir.

Bizim ülke olarak eğitim sistemimizi öncelikle tekrar milli hale getirmemiz gerekli. Eğitimin Birliği (Tevhidi Tesisat) Kanunu gerçek anlamda uygulanmalıdır. Mesleki eğitim ise, normal eğitim ile yarışan bir yapıdan çok ona alternatif olmalıdır. Aksi günümüzde olduğu gibi kaynak israfını sonuçlar.

Ardından ise mesleki eğitimde kalitenin arttırılması ile ilköğretimde daha hayata dönük bilgilerin öğrencilere kazandırılmasında yoğunlaşılması gerekiyor. Ancak öğrencilere düzenli spor alışkanlığının kazandırılması da bir o kadar önemli. Gelişmiş ülkelerde yapılan araştırmalara göre, okullarda spor etkinliklerine harcanan her bir liranın karşılığının kat be kat sağlık sisteminin geleceğinde elde edilecek tasarruf olduğu bulgulanmış.

Müzik ve resim derslerinin ders havasından çıkarılarak, daha çok mevcut olan yeteneklerin daha iyiye yönlendirilmesi şeklinde algılanması faydalı olacaktır. Örneğin benim okul yıllarımda hiçbir dönemde resim derslerim çok iyi olmadı. Resme yönelik belli bir yeteneğim olmamasına karşın, estetik bakış açısı ile grafik tasarım yeteneğine sahiptim. Tabii ki bu son saydıklarımı okullarda (yükseköğrenim hariç olmak üzere) daha fazla geliştirmek mümkün değildi. Ben de okul dışında çalıştım, şimdi ikinci bir mesleğe daha sahibim. Halbuki bu yetenekler, ilköğretimde daha kolay şekillendirilebilirdi.

Bu yapılacak iyileştirmeler sonucunda ülkemizin uluslararası alanda gerek kültürel gerekse de spor etkinliklerinde kayda değer bir başarı elde edememesi ayıbı da ortadan kalkacaktır. Ayrıca çocuklarımızın okullarına daha çok bağlanması söz konusu olacak, eğitim kurumları esas amaçları olan öğrencileri hayata hazırlama konusunda daha başarılı hale gelecektir.