19 Mart 2009 Perşembe

KULLAN AT FELSEFESİ VE TÜKETİM TOPLUMU

Sadece bizim toplumumuzda değil; tüm dünyada son yüzyılın hakim felsefesi, kullan-at anlayışıdır. Küreselleşme ve kapitalimizin olmazsa olmazı tüketimdir. İnsanlar çok miktarda tüketmelidir ki; büyük şirketler çok miktarda üretim yapabilsin, çok miktarda hammadde alsın vs...çark bu şekilde dönüyor. İnsanlara sürekli olarak en yeni cep telefonlarını, en yeni bilgisayarları, en yeni arabaları kullanmaları yönünde görsel ve yazılı basında reklam bombardımanı uygulanıyor. Genç nesiller ideal karakter olarak gördükleri şarkıcılar, dizi/film yıldızları ve top modellere öykünerek onlar gibi yaşamaya özendiriliyorlar. Hatta ürün reklamlarında bu kişiler kullanılıyor ki satışlar garantilensin.

Sonuç ortada her yıl çöpe atılan milyonlarca bilgisayar, cep telefonu, dergi, kitap, giyecekler. Tüm bu mamullerin üretimi için harcanan petrol türevleri, enerji, emek, ağaç vb hammaddeyi düşünen yok. Yaşlı dünyamız daha ne kadar bu azgın tüketimi karşılayabilir ki.

Batı toplumlarında aykırı sesler yok değil. Özellikle çevre örgütlerinin bastırması ile çevreci cep telefonları bile üretilmiş. Nasıl mı çevreci; telefonun dışı çok dayanıklı ve yıllarca kullanılacak şekilde tasarlanmış. İçinde gömülü yazılımsa sürekli olarak güncellenebilecek şekilde tasarımlanmış. Yani telefon gelecek yıllarda çıkacak teknolojilere de uyum sağlayabilecek. Böylece kullanım ömrü uzamış oluyor.

Bir de bizim gibi gelişmekte olan ülkelere bakalım. Hemen her gencin elinde son model bir cep telefonu; hatta arkadaş arasında bu telefonun markası ve modeli de statü sembolü oluyor. Çok az kişi kullandığı telefonun tüm özelliklerine ihtiyaç duyuyor, asıl amaç hava atmak. Neticede ülke dışına ödenen milyarlarca dolar. Halbuki bu para ülkede kalsa, tüm yurttaşların yararına harcanabilirdi.

Giysilerde öyle; eskiden hatırlarım abimizin ablamızın giydiğini biz giyer, bizden sonra da kardeşlerimiz giyerdi. Şimdi düşen fiyatlarında etkisi ile, her çocuk için ayrı ayrı kıyafetler alınıyor. Biz büyükler farklı mıyız derseniz, hayır. Babalarımızın kaliteli bir en fazla iki takım elbisesi olur, sürekli onu giyerlerdi işe giderken. Okul kıyafetlerimiz de tek tipti, formalar yukarda belirttiğim zincirle elden ele geçerdi. Şimdi her okulun kendine has forması var, hepsi ayrı masraf.

Batı ülkelerinde ikinci el kıyafet mağazaları vardır. Biz de birkaç istisna haricinde yaygınlaşmadı. Tekstil ülkesi olduğumuz için fiyatların çoğu ülkeye göre makul düzeyde olması bunda ana etken.

Kısır bir döngü var. Çok tüketim olmalı ki, çok satış olsun; çok satış olsun ki, birim üretim maliyetleri daha da düşsün, böylece nihai tüketiciye satış fiyatları da insin. Ürün fiyatları da düştükçe, anlattığım şekilde israf artmakta.

İsrafsa dünyanın ve özelde ülkenin kaynaklarının tükenmesine yol açıyor. Birkaç on yıl içinde; insanlık çevre felaketlerinin sebep olduğu acıları daha yoğun yaşamaya başlayacak. Kuraklık ve kıtlık, ilk görünen felaketler.

Ya birey ve toplum olarak üzerimize düşeni yapacağız ya da bozulan dengeler yüzünden doğanın da bizden alacaklarına razı olacağız. Kişisel olarak da yapabileceğimiz çok şey var. Örneğin kullandığımız elektrikli aygıtların kapatırken fişini çekmek, çevre dostu otomobiller kullanmak, bürolarımızda kağıtların her iki yüzünü de kullanmak, bozulmadan cep telefonumuzu değiştirmemek bunlardan birkaçı.

Arabalardan bahsetmişken, arazi araçlarına da değinmek isterim. Amerikan yaşam tarzının bir sembolü olan bu araçlar, aslen zorlu arazi koşulları için tasarlanmıştır. Dolayısıyla son derece ağır ve hantal olan gövdelerini taşıyabilmek için, çok güçlü ve büyük motorlara sahiptirler. Normal bir arabanın hemen hemen iki katı yakıt sarf ederler. Kırsal alanda yaşayan kişilerin bu araçları kullanması makuldür de, şehirde yaşayanların bu araçları kullanması saçmadır.

Bizim gibi ülkelerde bu tip araçlar tamamen ego tatmini için kullanılan, statü sembolleridir. Ayrıca söylemek isterim ki bu tip araçların şehiriçi trafiğinde kullanımı, hem kullanan hem de karşıdaki insanlar için büyük hayati riskler taşımaktadır. Zira yapılan araştırmalar, bu araçları kullananların daha fütursuz davrandıklarını ve daha çok kazaya karıştıklarını ispatlamaktadır. Yine yapılan araştırma ve istatistiklerin sonuçlarına göre arazi araçlarının karıştıkları trafik kazalarında, karşı tarafta meydana gelen ölümler normal araçlardakine göre çok daha yüksektir. Dolayısıyla bilinçsiz sürücüler elinde bu araçlar, birer ölüm makinesi haline gelmektedir.

Çevre duyarlılığı sadece medeni bir insan olmanın gereği değil, aynı zamanda tüm büyük dinlerin de olmazsa olmazıdır. Zira israf, tüm kutsal metinlerce lanetlenmiş Yüce Yaratıcı' nın öfkesini çeken davranışlardan biridir.
Av. Yusuf İŞLER