1 Eylül 2009 Salı

İLKÖĞRETİMİMİZ NE KADAR ÇAĞIN GEREKLERİNE UYGUN ?

Bu sorun hemen hemen tüm toplumların kendilerine sordukları bir soru. 7 – 8 sene öncesinde İngiltere' de yaşadığım zamanlarda; bu tartışmalar çok yoğun olarak yapılıyordu. İngiltere' de bizimkinin aksine ilköğretimde çocuklara pek yüklenmezler. Tabii ki öncelikle okuma yazma becerisi geliştiriliyor. Ancak bunda da başarı pek yüksek değil, zira konuşma dili ile yazma dilinin farklılığı; öğrencileri çok zorluyor. Yapılan araştırmalar da günümüzde dahi, “umbrella” gibi basit bir kelimeyi dahi yazmakta zorlanan lise öğrencilerinden bahsediliyor.

İlköğretimde basit şekilde matematik ve geometri, tarih, sosyal bilgiler dersleri ile yetiniyorlar. Genelde el becerileri, beden eğitimi, resim, müzik gibi derslere ağırlık veriliyor. Kıta Avrupası' nda da durum benzer.

Bizim sistemimiz biraz Uzakdoğu ülkelerine, özellikle de Japonya' ya benziyor. Ancak onların çok zor olan resim yazılarını öğrenme mecburiyeti, biraz da sistemlerini buna zorluyor. Uzakdoğu ülkelerinde bir kişinin okuma ve yazmayı sökmesi için kabaca iki bine yakın şekli öğrenmesi gerekiyor.

Hal böyle iken bu ülkelerde de spor hayatın vazgeçilmezleri arasında. Sporun bir yaşam biçimi olarak insanların hayatlarına işlenebilmesi için daha anaokulu yıllarında çocukları sporla şekillendiriyorlar.

O ülkelere gidenler muhakkak rastlamıştır; sabahları parklar, yol kenarları spor yapan insanlarla doludur. Bu alışkanlığın kazanılması, okul yıllarında sabahları güne kültür fizik hareketleri ile başlanılmasının sonucudur. Örneğin Japonya' da istisnasız tüm öğrenciler, tüm öğretmenleri ile birlikte derslere girmeden önce toplu halde kültür fizik hareketleri yapıyorlar. “Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur” anlayışının iyi bir uygulaması.

İnsan psikolojisi üzerine çalışan uzmanlar tarafından yapılan araştırmalara göre; bir davranışın, eylemin, hareketin vs alışkanlık haline gelebilmesi için en az yüz elli defa yapılması gerekiyormuş. Bundan sonra ise o davranış kişinin alışkanlıkları içine giriyormuş.

Sporun ek bir güzelliği daha var, spor da vücuttaki kas yapısı, hormon dengelerinin vb etkisi ile bağımlılık yapan davranışlardan. Yine yapılan araştırmalara göre düzenli spor yapan kişilerin; bir süre sonra beden kimyalarının değişip, yaptıkları spor nedeniyle sağlıklarındaki bedeni ve psikolojik olumlu etki bir yana, bağımlı da olduklarını gösteriyor. Dünyadaki en güzel bağımlılıklardan biri de bu olsa gerek.

Ben de uzun yıllar düzenli olarak spor yaptım. Çok soğuk günler dışında, yaz kış demeden yüzen bir ekibin üyesiydim. Halen de fırsat buldukça onlara takılıyorum, ancak küçük olan çocuklarımın yaşamımda yaptığı değişikliklerden biri de her sabah 05:00 – 06:00 saatleri arasındaki yüzme alışkanlığıma ara verme zorunluluğu. İlk başlarda insan sabahın erken saatlerindeki soğuk denizi garipsese de, bir süre sonra vücut o soğukluğu istemeye başlıyor.

Batılı devletlerde eğitimin kişilerin yaşamına kattığı/katması gereken artı değerler çok tartışılıyor. Bizde de benzer tartışmalar, Türk Devrimi' nin ilk on yılında çok yapılmış idi. Atatürk' ün sağlığında köy çocuklarının ilkokulu bitirmelerinin ardından köye döndükleri zamanki yaşantıları gözlenmiş ve çocukların okullarda öğrendiklerini, yaşamlarında uygulayamadıkları, öğrendiklerini bir süre sonra unutmaya başladıkları, hatta hatta bazılarının okuma yazmayı bile unuttukları tespit edilmiş idi.

Bu bulgular, devrimin lider kadrosunu çok telaşlandırmış ve süratle bir çözüm arayışına itmiştir. İşte bu arayışların sonucu da Köy Enstitüleridir. Köy Enstitüleri Türk Devrim Tarihi ile Milli Eğitimimizin altın sayfaları arasındadır.

Bu okullarda derslere muhakkak halk oyunları ile başlanır ve spor etkinlikleri yapılırdı. Ders programlarını incelendiğinde ise el becerileri ve kişinin yaşamında uygulayabileceği pratik konuların işlendiğini görüyoruz. Okuma yazma öğrenimi, tarih, edebiyat, müzik gibi ortak derslerin yanında, diğer dersler bölgeden bölgeye okuldan okula farklılık göstermekte idi.

Örneğin Akdeniz Bölgesi' nde turunçgil tarımı ağırlıkta, dolayısıyla tarım derslerinde bu bölgedeki enstitülerde narenciye tarımı ile ilgili bilgiler verilmekte idi, İç Anadolu Bölgesi' nde ise hububat tarımı ile ilgili vb.

O dönemde bu okullardan yetişmiş birçok öğretmen, avukat gibi çeşitli meslek sahibi insanlarla tanışma onuruna sahip oldum. Hele bir tanesi 90 yaşın üzerine bir bayan öğretmendi. Kendisi anılarını bana şu şekilde dile getirmiş idi: “Biz öyle yetiştik ki, tayin olup da görevlendirildiğimiz köylere gittiğimizde okul binası yok, lojman yok, sıra yok demedik. Derhal kolları sıvayıp işe giriştik, bizim iş yaptığımızı gören köylü zaten öz kültüründe olan imece ile yardımımıza koştu. Okul binamızı, masa ve sıralar gibi eğitimde gerekli olan şeyleri yaptığımız gibi, köylerde su kanalları, sağlık ocakları gibi kalıcı eserlere de öncülük ettik.”

Şimdi o hocanım gözümün önüne geliyor da, birçok ustadan daha iyi elektrik ve sıhhi tesisattan anlar, harç karma konusunda birçok sıva ustasını yaya bırakırdı. Şu an sağlık durumu bu işlere uygun olmasa da kafa halen çok dinç.

Biz bu güzel örnekleri yaşatamaz ve kendi ellerimizle birer aydınlanma ocağı olan bu enstitüleri kapatırken, bizim modelimizi örnek alan Çin, İsrail gibi ülkeler bu eğitim sisteminden oldukça yararlandılar. Örneğin İsrail' in bakanlık da yapan ünlü generallerinden Moşe Dayan, kibbutzlarda yetişen başarılı örneklerdendir.

Bizim ülke olarak eğitim sistemimizi öncelikle tekrar milli hale getirmemiz gerekli. Eğitimin Birliği (Tevhidi Tesisat) Kanunu gerçek anlamda uygulanmalıdır. Mesleki eğitim ise, normal eğitim ile yarışan bir yapıdan çok ona alternatif olmalıdır. Aksi günümüzde olduğu gibi kaynak israfını sonuçlar.

Ardından ise mesleki eğitimde kalitenin arttırılması ile ilköğretimde daha hayata dönük bilgilerin öğrencilere kazandırılmasında yoğunlaşılması gerekiyor. Ancak öğrencilere düzenli spor alışkanlığının kazandırılması da bir o kadar önemli. Gelişmiş ülkelerde yapılan araştırmalara göre, okullarda spor etkinliklerine harcanan her bir liranın karşılığının kat be kat sağlık sisteminin geleceğinde elde edilecek tasarruf olduğu bulgulanmış.

Müzik ve resim derslerinin ders havasından çıkarılarak, daha çok mevcut olan yeteneklerin daha iyiye yönlendirilmesi şeklinde algılanması faydalı olacaktır. Örneğin benim okul yıllarımda hiçbir dönemde resim derslerim çok iyi olmadı. Resme yönelik belli bir yeteneğim olmamasına karşın, estetik bakış açısı ile grafik tasarım yeteneğine sahiptim. Tabii ki bu son saydıklarımı okullarda (yükseköğrenim hariç olmak üzere) daha fazla geliştirmek mümkün değildi. Ben de okul dışında çalıştım, şimdi ikinci bir mesleğe daha sahibim. Halbuki bu yetenekler, ilköğretimde daha kolay şekillendirilebilirdi.

Bu yapılacak iyileştirmeler sonucunda ülkemizin uluslararası alanda gerek kültürel gerekse de spor etkinliklerinde kayda değer bir başarı elde edememesi ayıbı da ortadan kalkacaktır. Ayrıca çocuklarımızın okullarına daha çok bağlanması söz konusu olacak, eğitim kurumları esas amaçları olan öğrencileri hayata hazırlama konusunda daha başarılı hale gelecektir.
Av. Yusuf İŞLER