17 Eylül 2008 Çarşamba

SON ELEKTRİK ZAMLARI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Birçoklarına göre elektrik eşittir medeniyet. Gerçekten de öyledir. Ben de belli bir dönem İngiltere' de yaşadım, hava nasıl olursa olsun hiçbir zaman elektrik kesildiğine şahit olmadım. Dahası bizim çok sık yaşadığımız voltaj yükselip alçalmaları da söz konusu değil. Hemen tüm Batı ülkelerinde elektrik sistemi mükemmel düzgünlükte çalışıyor; ancak kasırga, sel gibi büyük felaketlerde elektrikleri herhangi bir tehlike yaratmasın diye kendileri kesiyorlar. Zaten normal koşullarda elektriklerin kesilmesi o kadar olağanüstü bir durum ki; alarmlar devre dışı kaldığı için dükkânlar yağmalanıyor. Bu durumda elektrik şirketleri büyük tazminatlar ödemek zorunda kalıyor.

Uzun yıllardan sonra tekrar komşularımızdan elektrik almaya başlıyoruz. Hayırlı olsun, ne diyelim; ülke kaynaklarını bir türlü verimli kullanmayı öğrenemedik. Uzun yıllara sari planlamayı bir türlü beceremedik. Bugünün geleceği dünden belliydi. Önlem alınmadığı için yaşıyoruz tüm bu sıkıntıları ve yaşamaya da devam edeceğiz.

Bundan önceki koalisyon iktidarında da acil çözüm diye doğal gaz çevrim santralleri konulmuştu önümüze. Rusya dünyanın en büyük doğal gaz ihracatçılarından biri olmasına rağmen, elektrik üretiminde hiçbir surette doğal gaz çevrim santrallerini kullanmıyor. Nedeni ise bu yolla üretilen elektriğin çok pahalı olması.

İşte tam da bu nedenle ülkemizdeki elektrik fiyatları dünya sıralamasında hep ilk üçte yer alıyor. Elektrik fiyatları sadece vatandaşı ezmekle kalmıyor, ihracat yapan üreticiyi de artan maliyet baskıları ile karşı karşıya bırakıyor. Bu şekilde devam ederse, Türk sanayicisi Mısır ve Bulgaristan' ı kalkındırmaya devam edecek. Zira fabrikalar birer birer bu ülkelere taşınıyor. Ya da hiç umudu kalmayanlar, makinelerini zararına Çinli firmalara satıp fabrikaların kapısına kilit vuruyorlar.

Bizimle aynı iklim kuşağında bulunan İspanya, dünyada en çok güneş enerjisiyle elektrik üreten ülkelerden. Bizim bu konuda da oldukça büyük potansiyelimiz olmasına rağmen, henüz kullanıldığını söylemek zor. Özel teşebbüsler genelde rüzgâr santrallerine yatırım yapıyorlar.

Küresel ısınma nedeni ile hidroelektrik santrallerinden de tam verimli olarak faydalanmak mümkün olmuyor. Zira düşen su seviyeleri, dikkati çekecek boyutta. Gelecek kış aylarında iyi yağış alınamazsa, barajlardaki su seviyelerinin normal düzeye bile çıkmasının zor olduğu söyleniyor.

Rüzgâr da olsa güneş de olsa, ülkenin ileriki yıllardaki elektrik ihtiyacının karşılanabilmesi için nükleer santral yatırımı şart. Ancak geçen onca iktidar ve açılan onca ihaleye rağmen bir türlü bu iş becerilemedi.

Etrafımızda 70' li yılların Sovyet teknolojisi ile üretim yapan onlarca nükleer santral var. Hepsi de onca eleştiriye rağmen, yıllardır sağlıklı bir şekilde çalıştırılıyor. Bizim bu konudaki hatamız, kendi mühendis ve yetişmiş insan gücümüze güvenmeyip; sürekli uluslararası ihale açmamız. İstiyoruz ki, elimizde bolca bulunan radyoaktif toryum elementi ile çalışan santralleri dahi yabancılar bulsun, geliştirsin ve gelip bize kuruversin. Yok öyle yağma, artık dünyada parayı veren değil, argeyi yapan çalıyor düdüğü.

80' lerin başında ulusal atom araştırmalarına para ve insan gücü ayırsa idik, şu an kendi nükleer enerji teknolojimize sahip olurduk. Hala da başkalarından parasıyla da olsa, teknoloji dilenmezdik. Ancak bizde hep kolaycılık tercih edilir ve hep de ihtiyaçlarımız acildir. Bir plan, proje yapalım; şu kadar seneyi, araştırma geliştirmeye ayıralım, sonuçta da şu kadar sene sonra şöyle bir ürün/çözüm ortaya koyalım dediğinizde size uzaydan gelmiş muamelesi yaparlar.

Bizde sistem şöyle işler; her ihtiyaç, tasarruf bahane edilerek son dakikaya kadar ertelenir. Artık ertelenmesi mümkün olmayan noktaya ulaşınca, bir anda ortalık birbirine girer; hatta eski iktidarlar vs suçlanır ve bir anda acil ihtiyaç kategorisine sokulur. Ardından da uluslararası ihale açılır. İş burada bitse, yine iyi. Ancak ihalelerde dönen ayak oyunları nedeniyle, çeşitli defalar ihaleler iptal edilir. Bu tür bir tedarik sisteminin sonuçta çıkmaza saplanması kaçınılmazdır. Bu süreçleri iyi bilen uluslararası firmalar Türkiye' ye verecekleri tekliflerde her zaman için normalin üzerinde fiyat sunarlar. İşte bizim Devlet işlerinde hep yaşaya geldiğimiz budur. Bir liralık şeyi 3 liraya mal ederiz; artan maliyetlerse, sesi duyulmayan sessiz çoğunluğun sırtına yüklenir.

11 Eylül 2008 Perşembe

LINUX' A ALIŞANIN WINDOWS' DA BOCALAMASI

Olmaz öyle şey demeyin, inanmazlık etmeyin var böyle bir şey. Günümüzde gittikçe artan sayıda insan, linux dağıtımlarını kullanıyor. Bunda bilgisayar satan firmaların daha maliyetli çözümler sunmak adına; yeni bilgisayarları piyasaya sürerken işletim sistemi olarak linux dağıtımlarını tercih etmesi ana etken. Asus' un yeni dizüstü bilgisayarı eepc' de olduğu gibi. Ülkemizde de Escort firmasının yeni ürünlerinde Pardus 2008 yüklü olarak geliyor.

Bu bilgisayarları alan yeni kullanıcılar en azından bir süreliğine linux deneyimini yaşıyorlar. Özellikle dizüstü bilgisayar kullanıcıları daha düşük sistem gereksinimlerine sahip olduğu için linux kullanmaya devam ediyor.

Benim gibi hem işte hem de evde yıllardan beri linux tabanlı işletim sistemlerini tercih edenler ise azınlıkta kalan bilinçli kullanıcılar. Şimdi gelelim başlıktaki önermemize. Gerçekten insan lükse çok çabuk alışıyor.

Geçtiğimiz günlerde bir yerde Windows XP işletim sistemine sahip bir bilgisayarı kullanmam gerekti. Aman Allahım yavaşlık beni çıldırttı, ayrıca antivirüs programı trojan alarmı verdi, sistem kasıldı vs. Virüs taraması, kayıt defterinin gözden geçirilmesi, ateş duvarı (firewall) ayarları, gizlilik ihlalleri taraması, reklam programları ve bilumum kötü niyetli programcığın tespiti, kaldırılması derken, bir de baktım ki 2 saati bilgisayarı adam etmek için harcamışım.

Boşa harcadığım bu zamana yandığım gibi, tarama programlarının da yeni sürümlerini garipsedim. Uzun süredir kullanmadığım için alıştığım ayarları bulmam ve uygulamam ek olarak zamanımı aldı. Sonra düşündüm ve Pardus ne büyük nimetmiş yahu dedim kendi kendime.

Norton, Kaspersky, Mc Affee, Ad Aware, Zone Alarm; uzun süredir unuttuğum programlar oldu. Özellikle işyerinde güvenli ve kararlı bir sisteme sahip olmanın önemi çok büyük. İnsan evinde sorunlarla uğraşmaya pek kafayı takmasa da, işyerinde işlerin yetişmesi hep zamanla yarıştığından kararlı bir sistem, başarının vazgeçilmez anahtarı.

Özellikle hız ve kullanım kolaylığı, Pardus' u seçmemizde etken oldu. Hemen her şey istediğimiz gibi düzenlenebiliyor. Ayrıca geniş linux camiasında her türlü program talebimize uygun bir çözüm var.

Pardus' u yıllardır kullanmama rağmen bugüne kadar hiçbir şekilde sistemim kitlenmedi, çökmedi, virüs saldırısına uğramadı. Tabii ki internet sitelerine yerleşmiş scriptler bizi de rahatsız etmeye kalktı, ancak başarılı olmaları çok zor. Her linux dağıtımı temelinde aynı çekirdeği paylaşsa da, ayrı işletim sistemleri; bu nedenle her biri için ayrı ayrı virüs yazmak gerekli. Ayrıca sistem dosyaları ve ayarlara erişmek için yönetici yetkilerini ele geçirmek lazım. Windows' daki gibi yönetici oturumu varsayılan olarak açılmadığından bu da kolay bir şey değil.
Av. Yusuf İŞLER