4 Nisan 2009 Cumartesi

KÜRESEL EKONOMİK KRİZ VE KARMA EKONOMİ

Kapitalist Sistemin kendi özünde kriz doğurmaya elverişli olduğu yıllardan beri dile getirilirdi. Yani ekonomiyi kendi haline bırakırsanız, insanların sonsuz hırsları düşünülürse; krizlerin oluşumu doğal sürecin sonucudur. Patlayan emlak balonu ve sonrasında derinleşen küresel kriz, dünyadaki hemen hemen tüm ülkeleri etkisi altına aldı.

Bizim yaşadığımız 2001 Bankalar Krizi' nde AB ülkeleri, bankalara Devletin el koymasını çok eleştirmiş ve sürekli olarak devletin piyasalara müdahale etmemesi gerektiğini vazetmişlerdi. Halbuki bugün gelinen kriz ortamında, bu gelişmiş ülkelerin bize söylediklerinin tam tersini yaptıkları; kendi ülke menfaatleri söz konusu olunca, gözlerinin hiçbir şeyi görmediği, hiçbir kuralı takmadıkları ortaya çıkıverdi. Birçok özel bankaya Avrupalı Devletlerce el konuldu, birçok ülkede de %100 mevduat garantisi sağlandı.

Bize yıllardan beri IMF, Dünya Bankası vd örgütler yolu ile, kamunun elinde bulunan iktisadi teşekkülleri, enerji, petrokimya vb ağır sanayi dallarını özelleştirmemiz için baskı yapılıyordu. Sonunda başarılı oldular; son yapılan özelleştirmeler ile Devletimizin elinde pek fazla şey kalmadı. Peki iyi mi oldu, o tartışılır; özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde bulunan devlet kuruluşları, oraların göreceli olarak az gelişmiş ekonomik yaşamlarında çok büyük önem taşıyordu. Ülkede tarım ve hayvancılığın bitme noktasına gelmesinin ardında Devletin bu alanlardan çekilmeye zorlanması yatmakta.

Biz Türk Telekom, PETKİM, TÜPRAŞ, ERDEMİR gibi yaratılması uzun çaba, bol para ve acılara mal olan göz bebeği milli kuruluşlarımızı özelleştirme adı altında yabancı olsun yerli olsun yatırımcılara satarken; Almanlar stratejik kuruluşlardaki yabancı payını %25' le sınırladılar, ayrıca da Hükumetin iznine bağladılar. Bilindiği gibi Almanya' da telekom, posta idaresi, demiryolları, Lufthansa devletin denetimi altında. İngiltere' de de özelleştirmeler yapılsa da Devletin şirketlerde altın hisse sahipliği söz konusu.

Fransa da ise çok daha değişik bir durum var. Devletin ekonomideki doğrudan denetimi %40 oranında. Son yaşanan krizde Fransız Hükumeti, Renault şirketine emir vererek yurtdışında bulunan fabrikalardaki üretimlerini mümkün mertebe Fransa içine çekmesini istedi. Bunun üzerine şirket, Slovenya' da bulunan fabrikasındaki araba üretimini Fransa' daki fabrikalara kaydırma kararı aldı. Bu karar, AB içinde de büyük tartışmalara yol açtı; ancak tartışmalar sonucu değiştirmiyor. AB' nin yeni üyeleri arasında birliğin geleceği konusunda ciddi endişeler doğduğu bildiriliyor. Hani sermaye ve emek serbestçe dolaşıyordu, Devlet müdahalesi zinhar yasaktı değil mi ya.

Anlaşılan o ki, yükselen ekonomik krizle beraber gelişmiş ülkeler, milli ekonomilerinin menfaatlerini düşünerek korumacı tavırlarını daha da arttıracak. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerinde buna katılması bekleniyor.

Ancak Türkiye açısından bir handikap var, biz dış ticaretimizdeki kararları kendi başımıza alamıyoruz. Sebebi ise AB' ne Gümrük Birliği ile tek taraflı olarak bağlanmamız.

Hiç yorum yok:

Av. Yusuf İŞLER