Yargıtay 9. Hukuk
Dairesi
Esas : 2008/33618
Karar : 2010/22083
Tarih : 05.07.2010
İbranamenin
Geçersizliği ( İş Hukukunda )
İş Hukukunda İbraname
Ücret Ödememe Baskısı
Altında Alınan İbraname
İstifa Belgesi İle
İbranamenin Çelişmesi
Taraflar arasında
düzenlenen ibranamenin geçerliliği olup olmadığı uyuşmazlık
konusudur.
1. İş Hukukunda ibra
sözleşmeleri dar yorumlanmalı ve borcun asıl sona erme nedeni ifa
olarak ele alınmalıdır. Borcun sona erme şekillerinden biri olan
ibra sözleşmelerine İş Hukuku açısından sınırlı biçimde
değer verilmelidir.
2.İstifa belgesi ile
ibraname çelişmektedir.
Davacı tarafından
doldurulduğu iddia edilen ibra belgesinin davacının ücretlerinin
ödenmesi için baskı altında imzalatıldığı anlaşılmaktadır.
İbranameye değer verilemez.
Bu nedenle yukarıdaki
ilkeler doğrultusunda davacının kıdem tazminatı, ihbar tazminatı
ve yıllık izin ücreti isteğinin kabulüne karar vermek gerekirken
yazılı gerekçe ile reddine hüküm kurulması hatalı olmuştur.
DAVA VE KARAR:Taraflar
arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği olup olmadığı
uyuşmazlık konusudur.
YARGITAY 9. HUKUK
DAİRESİ KARARI:
Davacı, davalı
işyerine 04.05.2002 tarihinde girdiğini iş akdinin 10.05.2004
tarihinde haklı bir neden olmaksızın sona erdirildiğini, son
maaşına karşılık 505,00 YTL çek verildiğini, bunun haricinde
başka bir ödeme yapılmadığının ücretinin 549,63 YTL olduğunu
beyanla kıdem tazminatı, ihbar tazminat ve yıllık izin ücreti
alacaklarının davalı işverenden tahsiline karar verilmesi
talebinde bulunmuştur.
Davalı davacının
işyerinden kendi isteğiyle ayrıldığına dair dilekçe verdiğini
ve imzaladığını ihbarname ile hiçbir alacağının kalmadığını
açıkladığını iş akdinin müvekkili şirket tarafından sonra
erdiği yönünde iddianın gerçek dışı olduğunu beyanla davanın
reddini savunmuştur.
Mahkemece "Tüm
dosya kapsamına göre; 10.05.2004 tarihli dilekçede davacının
"10.05.2004 tarihinden itibaren belediyede işe başlayacağımdan
dolayı işimden ayrılıyorum.." ifadelerini kullandığı
görülmektedir.
İbra sözleşmesinde
ise davacının; 26.08.2002-10.05.2004 tarihleri arası çalışarak
işyerinden ayrıldığı, çalıştığı süreye ilişkin
ücretlerini, fazla mesai -hafta tatili - genel tatil ücretlerini
aldığı, yıllık izinlerini kullandığı, kıdem ve ihbar
tazminatlarının peşin olarak ödendiği ve bu nedenle başkaca
alacağının kalmadığı yazılı olup, tüm bu belirlemeler
doğrultusunda davanın reddi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak
aşağıda gösterildiği şekilde hüküm kurmak gerekmiştir."
Gerekçesi ile davanın reddine hüküm kurulmuştur.
İbra sözleşmesi,
İsviçre Borçlar Kanununun 115. maddesinde düzenlendiği halde
Türk Borçlar Kanununda bu yönde bir düzenlemeye yer
verilmemiştir. Bununla birlikte ibraname, bir borcun tam ya da
kısmen ifa edilmeden sona ermesini sağlayan özel sukut nedeni
olarak kabul edilmelidir. Bu noktada ibra sözleşmesinin ödeme
yönünde bir anlaşma olmadığı, borcun sona erme şekillerinden
biri olduğu belirtilmelidir.
İş Hukukunda ibra
sözleşmesi ibraname adıyla yaygın bir uygulama alanı
bulmaktadır. İbra sözleşmesinin tanımı, şekli ve hükümlerinin
Borçlar Kanununda düzenlenmesi gerekliliğinin ötesinde, İş
Hukukunun işçiyi koruyucu özelliği sebebiyle iş Kanunlarında
normatif hüküm olarak ele alınması gerektiği açıktır.
Yeni Borçlar Kanunu
tasarısında bu konuya değinilmiş ve 419. maddesinde, işçi ve
işveren ilişkileri açısından ibra sözleşmesine dair bazı
kurallara yer verilmiştir. Bahsi geçen düzenleme de, işçilik
alacaklarını sona erdiren ibra sözleşmelerinin sınırlı biçimde
ele alınması gerektiğini göstermektedir. Bu itibarla Borçlar
Kanunu`nun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri arasında
düzenlenmiş olan irade fesadı hallerinin İş Hukukunda ibra
sözleşmeleri bakımında çok daha titizlikle ele alınması
gerekir, ibra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı
hataya düşmesi, diğer tarafın ya da üçüncü şahsın hile ya
da korkutmasıyla karşılaşması halinde ibra iradesine değer
verilemez.
Öte yandan Borçlar
Kanunu`nun 21. maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin)
ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında
değerlendirilmesi gerekir.
İş ilişkisinin
devamı sırasında düzenlenen ibra sözleşmeleri geçerli
değildir, işçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır
ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını
sağlamak ya da bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce
kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya
yönelmiş sayılmalıdır.
İbra sözleşmesi,
varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir
yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların
ibra yoluyla sona ermesi de mümkün olmaz. Bu nedenle işveren
tarafından işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun
ibraya konu olması düşünülemez.Savunma ile ve işverenin diğer
kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu
kabul edilmelidir.
Miktar içeren ibra
sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda
borç ifa yoluyla sona ermiş olur.Buna karşın kısmi ödeme
hallerinde Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer
verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul
edilmektedir.
Miktar içermeyen ibra
sözleşmelerinde ise geçerlilik sorununu titizlikle ele
alınmalıdır. İrade fesadı denetimi uygulanmalı ve somut olayın
özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler
aranmalıdır(Dairemizce benimsenen
Yargıtay Hukuk Genel
Kurulunun 21.10.2009 gün ve 2007/9-396/441, 8.3.2006 gün ve
2006/9-20/52. ve 26.4.2006 gün ve 2006/9-150/247. sayılı kararlan
ile Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.).
Somut olay yönünden
istifa belgesi ile ibraname çelişmektedir. Davacı tarafından
doldurulduğu iddia edilen ibra belgesinin davacının ücretlerinin
ödenmesi için baskı altında imzalatıldığı anlaşılmaktadır.
İbranameye değer verilemez. Bu nedenle yukarıdaki ilkeler
doğrultusunda davacının kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve
yıllık izin ücreti isteğinin kabulüne karar vermek gerekirken
yazılı gerekçe ile reddine hüküm kurulması hatalı olup,
kararın bu yönden bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan
kararın yukarıda yazılı sebepten ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle
karar verildi.
-2-
Yargıtay 9. Hukuk
Dairesi
Esas : 2011/40319
Karar : 2011/35307
Tarih : 06.10.2011
İbranamenin
Geçerliliği ( İşçinin Verdiği )
İş Hukukunda İbraname
İbra Sözleşmesi ( İş
Hukukunda - İşçi Yararına Yorum )
İbra sözleşmesi
çalışma ilişkilerinde “ibraname” adıyla yaygın bir uygulama
alanı bulmaktadır.
İbra sözleşmelerinin
geçerliliği sorunu, İş hukukunda “işçi yararına yorum”
ilkesi çerçevesinde değerlendirilmiş ve ağırlıklı olarak
Yargıtay kararlan ışığında bir gelişim izlemiştir.
İşçinin işverenden
alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra
tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az
bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın
türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak
tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması
şarttır.
Bu unsurları tanımayan
ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür.
Hakkın gerçek tutarda
ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını
muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı
olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka
aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.
Feshi izleyen bir aylık
süre içinde ibraname düzenlenememesi ve ödemelerin banka
kanalıyla yapılması zorunluluğu 01.07.2012 tarihinden sonra
düzenlenecek ibra sözleşmeleri için geçerlidir.
İş ilişkisi devam
ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İbranamenin
tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra
düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye
değer verilemez.
İbra sözleşmesi,
varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir
yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların
ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin
hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması
düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen
ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir
İşçinin ibranamede
yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi
ibra iradesinin bulunmadığını gösterir.
Mahkemece başvurulan
hesap bilirkişisinin raporu yukarıdaki yasal düzenlemeler ve
ilkelere göre bir değerlendirmeye tabi tutularak hüküm kurulması
gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar
verilmesi isabetsizdir.fk DAVA VE KARAR:
Davacı, ihbar
tazminatı, izin, genel tatil, hafta tatili, fazla çalışma ücreti
alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, davayı
reddetmiştir.
Hüküm süresi içinde
davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası
için Tetkik Hakimi M. Başbayraktar Taşkın tarafından düzenlenen
rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup
düşünüldü
YARGITAY 9. HUKUK
DAİRESİ KARARI:
A)Davacı İsteminin
Özeti:Davacı, iş sözleşmesinin emeklilik nedeni ile sona
erdiğini, kıdem tazminatı ve yıllık izin ücretinin bir kısmının
ödendiğini ileri sürerek, ihbar tazminatı ile fazla çalışma,
hafta tatili, genel tatil ve yıllık izin ücreti alacaklarının
tahsilini istemiştir.
B) Davalı Cevabının
Özeti:Davalı, davacının emeklilik nedeni ile ayrıldığını,
hak ve alacaklarının kendisine ödendiğini ve davalı site
yönetimini ibra ettiğini, fazla çalışma yapmadığını, hafta
tatili ve genel tatil çalışması olmadığını savunarak, davanın
reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme
Kararının Özeti:Mahkemece, davacının ibranamedeki imzanın
kendisine ait olduğunu beyan ettiği ve imzalamadığı takdirde
alacaklarının ödenmeyeceği yönündeki iddiasını
ispatlayamadığı, bu nedenle ibraname ile davalı işyerini tam
anlamıyla ibra ederek herhangi bir alacağı kalmadığını
ihtirazı kayıt öne sürmeden açıkladığı ve imzaladığı
gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
D)Temyiz:Kararı davacı
temyiz etmiştir.
E)Gerekçe:Taraflar
arasındaki uyuşmazlık,ibranamenin geçerli olup olmadığı
noktasında toplanmaktadır.
İbra
sözleşmesi,İsviçre Borçlar Kanununun 115 inci maddesinde
düzenlendiği halde, halen yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar
Kanununda bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Türk Hukukunda ibra
sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6098
sayılı Borçlar Kanununda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın
132 inci maddesi
“ Borcu doğuran
işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş
olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları
ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir ”
hükmünü getirmiştir.
İbranameyle ilgili
olarak diğer önemli bir düzenleme ise 6098 sayılı Yasanın 420
inci maddesinde yer almıştır.
Sözü edilen hükme
göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin
yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona
ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması,
ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça
belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka
aracılığıyla yapılması şarttır.
Bu unsurları tanımayan
ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür.
Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri
veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri
miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi,
ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.
Değinilen maddenin
ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar
ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet
sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır.
6098 sayılı Kanunun
420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir
ay içinde yapılan sözleşmelere geçerlilik tanınmayacağı
bildirilmiştir. Aynı maddede alacağın bir kısmının ödenmesi
şartına bağlı ibra sözleşmeleri (ivazlı ibra) ancak ödemenin
banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli sayılmıştır.
4857 sayılı İş
Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık
hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay
içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu
noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp
dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi
izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak,
iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı
neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi
için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık
bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım
işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi
anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen
belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin
düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum
değildir.
Başka bir anlatımla
işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar
tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay
süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Yasanın
değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka
yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi de ödemeye dair
ispat sorunlarını ortadan kaldıracaktır. Sözü edilen yasal
düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi
yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve
eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın
tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri
çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda,
taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin
borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.
Sözü edilen hüküm
01.07.2012 tarihinde yürürlülüğe girecek olup belirtilen
tarihten sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların
varlığı aranmalıdır.
Başka bir anlatımla
6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı bir dönem
için ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili
ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Feshi izleyen bir
aylık süre içinde ibraname düzenlenememesi ve ödemelerin banka
kanalıyla yapılması zorunluluğu 01.07.2012 tarihinden sonra
düzenlenecek ibra sözleşmeleri için geçerlidir.
İbra sözleşmesi
çalışma ilişkilerinde “ibraname” adıyla yaygın bir uygulama
alanı bulmaktadır. İbra sözleşmelerinin geçerliliği sorunu, İş
hukukunda “işçi yararına yorum” ilkesi çerçevesinde
değerlendirilmiş ve ağırlıklı olarak Yargıtay kararlan
ışığında bir gelişim izlemiştir.
İşçi emeği
karşılığında aldığı ücret ve diğer parasal haklan ile
kendisinin ve ailesinin geçimini temin etmektedir. Bu açıdan
bakıldığında bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmesi
hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. İş hukukunda
ibra sözleşmeleri dar yorumlanmaktadır. İşverenin işçiye olan
borçlarının asıl sona erme nedeni ifa olarak ele alınmaktadır.
Borcun sona erme şekillerinden biri olan ibra sözleşmelerine İş
hukuku açısından sınırlı biçimde değer verilmektedir.
Dairemizin kökleşmiş
içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen
ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen
işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine
rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım
işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi
dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup,
Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay
9. HD. 15. 10. 2010 gün, 2008/41165 E, 2010/29240 K. ).
İbranamenin tarih
içermemesive içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin
açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer
verilemez(Yargıtay 9. HD. 5. 11. 2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943
K).
İbranamenin geçerli
olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818
sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31.
maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi
yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer
tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla
karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı
Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı
yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin
geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade
fesadı hallerinin,818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde
öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri
sürülmesi gerekir (Yargıtay 9. HD. 26. 10. 2010 gün, 2009/27121
E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki
ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde
bir yıllık süre işlemez.
İbra sözleşmesi,
varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir
yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların
ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin
hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması
düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen
ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay
9. HD. 4. 11. 2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).
Miktar içeren ibra
sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda
borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme
hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer
verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul
edilmektedir (Yargıtay 9. HD 21. 10. 2010 gün 2008/40992 E,
2010/39123 K. ). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış
olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9. HD. 24. 6.
2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K).
Miktar içermeyen ibra
sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır.
İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine
göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır
(Yargıtay 9. HD. 27. 06. 2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K. ).
Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı
ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı
sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21. 10.
2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).
Yine, işçinin
ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda
yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir(Yargıtay 9.
HD. 4. 11. 2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).
İbranamede yer almayan
işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez.
İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden
savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz
kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra
iradesine değer verilmelidir(Yargıtay 9. HD. 24. 6. 2010 gün,
2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi
durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir
ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken,
bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki
sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki
bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra
yoluyla sona ermiş sayılabilir.
İbraname savunması,
hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla
yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK.
27. 1. 2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K.; Yargıtay 9. HD. 13. 7.
2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K).
Davalı savunmasında
davacının fazla çalışma yapmadığını, genel tatil ve hafta
tatili günleri çalışmasının olmadığını belirtmiştir.
15.09.2006 tarihli ibranamede ise anılan alacakların ödendiği
düzenlenmiştir. İbraname ile savunma arasında çelişki olduğu
için sözkonusu alacaklar açısından ibraname geçerli değildir.
Yıllık izin alacağı yönünden ise bir miktar ödeme yapıldığı
anlaşıldığından ibraname makbuz niteliğindedir.
Mahkemece başvurulan
hesap bilirkişisinin raporu yukarıdaki yasal düzenlemeler ve
ilkelere göre bir değerlendirmeye tabi tutularak hüküm kurulması
gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar
verilmesi isabetsizdir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda
yazılı sebepten dolayı ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar
verildi.